Ne bu yaşadığım dört duvar Ne ötesi.... Ne de uzağa dalan bu bakışlar Senin olmadığın hiç bir yer Seninle bakmadığım hiç bir şey Artık benim değil..
Elveda İlyas..Elveda Çocukluğumun Pazar Günleri…
Bazı ustalar vardır sinemada; oynadıkları filmler zamanın tozuna karışır, hikâyeler unutulur, diyaloglar silinir. Ama onların yüzleri kalır. Bir bakış, bir susuş, bir sigara tutuşu, bir omuz düşüklüğü… Yıllar geçse de hafızanın en tenha köşesinde yaşamaya devam eder. Kadir İnanır, işte o büyük oyunculardan biriydi. Onun bakışları, çoğu zaman bir senaryodan daha derindi. Uzundu o bakışlar; bazen çaresiz, bazen isyanla dolu, bazen de hiçbir sözün anlatamayacağı kadar yorgun… Konuşmadan anlatmanın, susarak insanın içine işlemenin ustasıydı. Parmaklarının arasındaki sigarayı tutuşunda bile hayatın bütün yorgunluğu hissedilirdi. Çünkü o, yalnızca karakterleri oynamadı; onların kaderlerini yüzünde taşıdı. Bugün dönüp Türk sinemasının hafızasına kazınmış en büyük filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalıma baktığımızda, artık yalnızca bir aşk hikâyesi görmüyoruz. O film, zamanla büyüyen, insanın yaşı ilerledikçe anlamı değişen bir hayat meseline dönüşüyor. Çocukken, Asya’nın İlyas’ı seçmesini istemiştim. Çünkü çocukluk, aşkı her şeyin üzerinde sanır. Sevmek yeter zanneder. Kalbin attığı yerde bütün yolların birleşeceğine inanır. Ama insan büyüyor. Ve bir gün, Asya’nın neden Cemşit’i seçtiğini anlıyor. Çünkü hayat, yalnızca sevdayla kurulmuyor. İlyas, bana göre Türk sinemasının en büyük erkek karakterlerinden biridir. Çünkü kusursuz değildir. Kahraman değildir. Güçlü görünmesine rağmen kırılgandır; fevridir, bencildir, kaybetmeye yatkındır. Yanlış yapar, pişman olur, yeniden sever, yeniden kaybeder. Tam da bu yüzden gerçektir. Belki de onu unutulmaz kılan şey budur: İnsan oluşu. Film boyunca sevdiği kadını kaybetmemek için çırpınır. Fakat finalde, insanın ömrü boyunca öğrenmekten kaçtığı o hakikati ilk kez görür: Aşk her şey değildir ve Aşk, bazen
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ay'ın fotoğrafını çekerken onun çirkin olduğunu söylemezsin. "Kamera güzelliğini yakalayamadı" dersin. Sen de öylesin yanlış bakışlar seni tanımlayamaz
Gerçekten bir şeyler hissetmek, tartışmaya kapalı bir hâl gibidir... önce göz göze gelinir, bakışlar birbirine değdi mi zaten hüküm verilmiştir. Sonra sesi, bütün varlığına sızar... gündelik kelimeler bile dilinde onunla şekil değiştirir. Onsuzken dahi onu yaşarsın... nereye dönsen yüzü, kim konuşsa sesi içindedir. Öyle bir hâl ki bu, acıtır, yakar, içine ince ince işler… ama yine de insanın içi kıpır kıpırdır, sanki yanarken bile diri kalmak gibi.
Duygu ve Düşünce
Remy de Gourmont, Livre des Masques
Mavi kuş, zamanın rengi, beni tanıyor musun? Bana bir işaret ver: Gece bize hıçkırık dolu bakışlar atıyor ve ay seni kuğular gibi beyazlatıyor..
mavi maviydi gökyüzü, bulutlar beyaz beyazdı, boşluğu ve üzüntüsü içinde ne garip yazdı. garip, güzel, sonra mahzun, ışıkla, yağmur beraber, bir türkü ki gamlı, uzun, ve sen gülünce açan güller. beyaz beyazdı bulutlar, gölgeler buğulu, derin; ah o hiç dinmeyen rüzgâr ve uykusu çiçeklerin. mor aydınlıkta bir çınar veya kestane dibinde; mahmur süzülen bakışlar ikindi saatlerinde. birden gülümseyen yüzün sabahların aynasında ve beni çıldırtan hüzün iki bakış arasında. kim bilir şimdi nerdesin? senindir yine akşamlar; merdivende ayak sesin rıhtım taşında gölgen var. Ahmet Hamdi Tanpınar