mavi maviydi gökyüzü, bulutlar beyaz beyazdı, boşluğu ve üzüntüsü içinde ne garip yazdı. garip, güzel, sonra mahzun, ışıkla, yağmur beraber, bir türkü ki gamlı, uzun, ve sen gülünce açan güller. beyaz beyazdı bulutlar, gölgeler buğulu, derin; ah o hiç dinmeyen rüzgâr ve uykusu çiçeklerin. mor aydınlıkta bir çınar veya kestane dibinde; mahmur süzülen bakışlar ikindi saatlerinde. birden gülümseyen yüzün sabahların aynasında ve beni çıldırtan hüzün iki bakış arasında. kim bilir şimdi nerdesin? senindir yine akşamlar; merdivende ayak sesin rıhtım taşında gölgen var. Ahmet Hamdi Tanpınar
04:12, Zemin Kat
Florasan lambanın stabil vızıltısı, kahve otomatının plastik bardağı hazneye düşürürken çıkardığı o mekanik sesle bölünüyor. Sabaha karşı sıfır dört on iki. Kampüs kütüphanesinin zemin katı, finallere bir gün kala uykusuzluktan gözleri kanlanmış, kafein ve dedikoduyla ayakta kalan yirmi yaş grubunun panayır yeri. Plastik masanın etrafında beş kişiyiz. Önümdeki anayasa hukuku notlarının üzerine, karton bardaklardan sızan kahve halkaları yapışmış. Konuşma, son iki saattir olduğu gibi yine aynı iki eksen arasında, bir sarkaç gibi gidip geliyor: Üst dönemden birinin ev partisinde yaşananlar, kimin kiminle arkadaki odaya geçtiği ve ertesi sabah geriye kalan o çiğ, estetikten yoksun detaylar. Masadakilerle aynı yaştayım, kağıt üzerinde yirmi birim; ancak onların o vahşi anlatma arzusuyla mahrem olanı masaya meze yapışlarını izlerken, içimde otuzlarında bir kadının bıkkınlığı ve mesafesi var. Kurulan her cümlenin, havaya fırlatılan her kahkahanın aslında bir üstünlük kurma ya da kendi içlerindeki o derin yetersizliği kapatma çabası olduğunu görmek için akranlarımın o gürültülü dünyasına ait olmamak, o zihinsel mesafeyi korumak yetiyor. "Şuna baksanıza," diyor yanımdaki, çenesini otomatların arkasındaki koridora doğru uzatarak. Bakışlar tek bir noktada kilitleniyor. Koridorun sonundaki masada tek başına oturan, hırkasının kolları ellerini kapatmış, saçları darmadağın bir kız öğrenci var. Önündeki kalın kitaba gömülmüş, dünyadan habersiz not alıyor. Masadaki ses tonları aniden vites yükseltiyor. Kelimeler hafif birer alayla başlıyor, saniyeler içinde acımasız birer infaza dönüşüyor. Kızın giydiği eski hırkadan girip, kampüsteki yalnızlığından çıkıyorlar. O isimsiz, zararsız kıza yöneltilen bu kolektif gaddarlık, masadakileri birbirine bağlayan yegane tutkal o an. Birini
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yorgun bakışlar sessiz feryatlar..
He_ondan_he_
Para,maddiyat büyük başarılar hepsi boş. İnsan önce ruh sağlığını korumalı.Bakışlar bile anlamını yitiyor.
1000Kitap
Bu bakışta bir iş var Emek verecek kadar özel Bu gülüşte bir iş var Anlam vermeyecek kadar güzel Bir çocuk tebessümü kadar güzel Bir bebek gülüşü kadar özel Çiçeklerle donatılmış gibi saçlar Denizin verdiği o huzurlu bakışlar Bu işte bir iş var İçimde sana dair bir aşk var. Eyşan
İçimde taşan şeyler var. Dile getiremediğim, boğazımda yumruya sebep olan bir his bu. Nefes alamıyorum, ciğerlerim tıkanıyor, gönlüm daralıyor. Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin. Bu çağ,insanlar bana yabancı. Bu yüzler gerçek değil,bu duygular sahici değil. Bu bakışlar içten değil. Okur1seher 🍂
Duygu ve Düşünce