Bu denli çözümsüz, dış olgulara bağımlı bir yaşamın içinde olmamak ne büyük bir mutluluk. O esir. Her gün yaşlanmaya, her gün kafasından ve gövdesinden bir şeyler yitirmeye esir. Her gün gelişen, her gün büyüyen, tüm çağlara varan bir bağımsızlığın, nesnelere dayanmayan bir özgürlüğün mutluluğuna hiç varmayacak. Anadili bile gelişmemiş. Düşünceleri, insan varoluşunun gerçeğini kavramaya yeterli değil.
Belki de yalnızlığını inkâr etmek için bu kadar çok çalışıyordu. E.'nin temel sorunu yalnız bir adam olduğunu kesinlikle kabul etmemesiydi. Oysa yalnızlık insanın varlığına içkindi, bunu reddetmek insanın böbrekleri olduğunu reddetmesi gibi bir şeydi, saçmaydı.
Dünya eskiden de böyleydi, şimdi de böyleydi, gelecekte de böyle olacaktı.
Oysa milyonlarca kitap yazmış, milyonlarca kitapta milyonlarca iyi niyetli düşünceler üretmiş, insan denen varlığı anlamaya çalışmış insanın hâkim olduğu dünyanın böyle olmamasını umardı insan.
Birbirimizde yaralar açıp onları sarmakla geçti gençliğimiz. Kapandığını sandığımız o yaraların sızısı hiç dinmedi. Halbuki ben başka türlü inanmıştım aşkımıza, sandım ki seni sevdiğimde bu bizi iyi edecek, başımızı okşayacak, üstümüzü örtecek, hiç bulutlanmayacak gökyüzü, acıkmayacağız, susamayacağız bir daha.