Marx’la kırk yıllık işbirliğim sırasında ve daha önce, teorinin gerek işlenmesinde gerekse ve bilhassa izahında belli başlı müstakil bir payım olduğunu inkâr edemem. Lâkin istikamet verici temel fikirlerden, hususi ile ekonomi ve tarih alanında, en büyük kısmı ve bilhassa bunların kesin sarih formülleştirilmesi Marx’a aittir. Benim yaptığım olsa olsa bazı hususi branşlar müstesna Marx bensiz de pekâlâ yapabilirdi. Marx’ın yaptığını ben başaramazdım. Marx hepimizden üstündü; uzağı görüş, ihata ve kavrayış kabiliyeti hepimizden fazlaydı. Marx bir dâhi idi.
Kaldığım otelin resepsiyonunda bir kadın ve yanında da kısa Şişman bir adam gördüm.Uzaktan izlemeye başladım.Adam kadını bir köşeye çekti ve yüzüne iki yumruk attı. Ve yüksek sesle bağırdı ; “Bana bak lanet fahişe ! Şimdi odaya çık ve o adamı memnun et” ben bunu duyunca kadının odaya çıkmasını engelledim. Polis çağırarak adamı tutuklattım. Kadına bir bilet parası verdim ona Manchester‘daki fabrikama gidip çalışmasını ve fabrikaya gittiğinde benim adımı vermesini söyledim bir de kartımı verdim. İnanmadıkları taktirde kartımı göstermesini ve kendisini işe mutlaka alacaklarini söyledim. Ama kadın hızlı adımlarla odaya çıktı. Ben biraz bekledim. Kadın odadan inince ona şunları söyledim: ‘PARA HER KAPIYI AÇAR AMA KİLİTLEYEMEZ.’
Pişmanlıklar, ihtimaller ve alternatif yaşamlar üzerinden “keşke” duygusunu sorgulayan bir kurgu sunuyor. Hikâyenin merkezinde, yaşamından memnun olmayan Noranın intihar etme düşünces sonrası kendisini Gece Yarısı Kütüphanesinde bulması yer alıyor. Burada her kitap, onun farklı bir seçim yapsaydı yaşayabileceği alternatif hayatları temsil ediyor ve Nora bu hayatlar arasında gidip gelerek kendi pişmanlıklarıyla yüzleşiyor.
Fikir olarak oldukça güçlü olan bu yapı, çok sayıda paralel yaşam ihtimalini ve pişmanlık temasını işliyor. Ancak benim okuma deneyimimde bu potansiyelin edebi anlamda yeterince derinleştirilemediğini düşündüm. Nora’nın yaşadığı iç sıkıntılar ve insanın hayatına dair evrensel sorgulamalar aslında güçlü bir zemin sunuyor; fakat bu duygular bana yeterince geçmedi.
Kitapta zaman zaman etkileyici ve altı çizilesi cümleler bulunsa da genel anlatımın oldukça basit bir dille ilerlediğini, diyalogların zayıf kaldığını ve metnin yer yer günlük dile fazla yaklaştığını hissettim. Bu durum, anlatının edebi yoğunluğunu azaltan bir unsur oldu. Ayrıca olay örgüsünün birçok noktada tekrar ettiği ve bu yüzden sürükleyiciliğini kaybettiği bir okuma deneyimi yaşadım.
Başlangıçta Nora’nın hikâyesine ve alternatif hayat fikrine ilgi duysam da ilerleyen bölümlerde bu bağın zayıfladığını hissettim. Sürekli bir “ters köşe” beklentisi oluşmasına rağmen hikâyenin bu beklentiyi karşılamaması da benim açımdan sürükleyiciliği düşüren etkenlerden biriydi.
Sonuç olarak, Gece Yarısı Kütüphanesi güçlü bir fikre sahip olmasına rağmen edebi derinlik, dil ve anlatım gücü açısından beklentilerimi karşılamayan bir kitap oldu. Herkese rahatlıkla önerebileceğim bir eser olmadığını düşünüyorum; özellikle daha güçlü karakter derinliği ve daha yoğun bir anlatım bekleyen okuyucular için