VLADIMIR: Burada boş zaman harcamayalım. Fırsat varken bir şeyler yapalım. Her gün bize ihtiyacı olan biri çıkmıyor. Yok, aslında ben bize ihtiyacı var demiyorum. Belki başkaları işine daha çok yarayabilir. Ama kulaklarımızda halen yardım çığlıkları dururken, insanlık namına!
Ama burada, zamanın bu noktasında işte insanlık biziz. Beğensek de beğenmesek de! Bunun kıymetini bilelim, çok geç olmadan!
Hadi gidip kötü kaderimizin bize verdiği bu görevi yerine getirelim. Ne dersin? Gerçek olan şu ki kollarımızı bağdaştırıp eğrisini doğrusunu tartarken durumumuzu şereflendirdiğimiz doğru. Kaplan, diğer kaplanın yardımına hemen koşar, düşünmeden. Ya da hemen koşup ormanın derinliklerinde kaybolur.
Ama soru bu değil. Biz burada ne yapıyoruz. İşte bütün olay bu, işte asıl bunu sorgulamalıyız. Bunu bilme şansımız var aslında. Evet, tüm bu koskocaman karmaşanın içinde bile net olan tek bir şey var: Godot'un gelmesini bekliyoruz.
VLADIMIR: Hepsi bir ağızdan konuşuyor.
ESTRAGON: Herkes sırası gelince.
VLADIMIR: Sonra fısıldaşırlar.
ESTRAGON: Söylenirler.
VLADIMIR: Mırıldanırlar.
ESTRAGON: Söylenirler.
VLADIMIR : Ne derler?
ESTRAGON: Yaşamlarını anlatırlar.
VLADIMIR : Yaşamış olmaları onlara yetmez.
ESTRAGON: Bundan bahsetmeleri gerek.
VLADIMIR :Ölmek onlara yetmez.
ESTRAGON: Bu yetmez.
VLADIMIR: Seninle geçinmek çok zor, Gogo.
ESTRAGON: Ayrılsak iyi olacak.
VLADIMIR: Hep bunu söylüyorsun ve her seferinde geri dönüyorsun.
ESTRAGON: İyisi mi, kendimi öldüreyim, diğeri gibi.
VLADIMIR: O kim? Hangi diğeri?
ESTRAGON: Tıpkı milyonlarca kendini öldürenler gibi.
VLADIMIR: Herkes sırtında kendi çarmıhıyla dolaşır. Kısa ya da uzun.
ESTRAGON: Beklerken madem susmayı beceremiyoruz, bari sakin sakin konuşmayı deneyelim.
VLADIMIR: Doğru, çenemiz düşük.
ESTRAGON: Düşünmeyelim diye yapıyoruz bunu.
VLADIMIR: Özrümüz var.
ESTRAGON: Duymamak için yapıyoruz bunu.
VLADIMIR: Sebeplerimiz var.
ESTRAGON: Tüm ölülerin sesleri.