Hayatın akışına tamamıyla etki eden fikirlerin ne kadar bizim ruhumuza uydukları, ihtiyaçlarımıza cevap verdikleri için ortaya çıktıklarını ve nasıl işte sadece onun için doğru sayıldıklarını tekrar kabul etmeye mecbur olması, dünyada sabit, dengeli bir gerçek, bir büyük fikir olmayıp zamana, mekâna, şahsa göre, hep boş, hep anlamsız kalışlarını tekrar görmesi onu eziyordu. Suat'ı öyle görmüştü, çünkü ruhunda öyle bir ihtiyaç, bir masumiyet özlemi vardı; şimdi kendi büyüttüğü, kendi yükselttiği hayallerin sonucunun ne kadar kendinden büyümüş, var olmayan, asılsız bir şey olduğunu görüyordu.