Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
20 May 14:35 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Diğer bir deyişle Balkanlar, hem iyi hem de kötü ruhların kol gezdiği bir yerdi

Balkanlar, Mark MazowerBalkanlar, Mark Mazower
Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
20 May 14:34 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Makedonya köylüleri kendilerine hangi dinden oldukları sorulduğunda, tedbiri elden bırakmaz ve haç çıkarıp "Müslümanız ama Meryem Ana'dan" derlerdi

Balkanlar, Mark MazowerBalkanlar, Mark Mazower
Gökçe, bir alıntı ekledi.
16 May 18:42 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Balkanlar
Her ülkede muhtelif etnik gruplar vardır ve homojen değildir. Herkes herkesin düşmanıdır, ancak, herkes herkesin bir tarafına da ısınır ve beraber yaşarlar. Çünkü âdet, anane, hayat tarzı birbirine çok benzer ve bir Balkanlılık ortak kimliğinden söz edilebilir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 23)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 23)
Murat çakır, bir alıntı ekledi.
15 May 11:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Biz hiç bir zaman fetih için gitmedik Avrupa' ya, hatta Anadolu' ya ilk biz saldırmadık. Hep İlk saldırı Batı' dan geldi. Bizans imparatorluğu boşuna çağırmadı Osmanlı gücünü. Çünkü dördüncü Haçlı seferi' nde haçlılar Kudüs' e gideceklerine İstanbul' da kalmışlar ve Kostandiniye' nın halkın refahına göz dikmişler, Ayasofya' nın altınlarını, ikonalarını, bütün değerli müştemilatını çalıp götürmüşlerdi.
Sadece bununla da kalsa iyiydi. İkid bir Balkanlar' daki Haçlı artığı Sırp şövalye taklitçileri Kostandiniye' ye saldırılar gerçekleştiriyorlardı.
Bu talancılardan bıkan imparator, Osmanlı' dan destek istedi. Süleyman Şah' a bir kale yapması için Edirne' de yer tahsisi etti.
Batıdan gelen talancıları burada durduracaktı.

İki Bin Yirmi Dört, Lütfü Şehsuvaroğlu (Sayfa 222 - Elips)İki Bin Yirmi Dört, Lütfü Şehsuvaroğlu (Sayfa 222 - Elips)

Gençlik, Anılar, Dayak...
Biraz kafamızı dağıtalım mi? Gündem karışık, insanlar stresli, ekonomi.... seçimler...vatan haini!... “şu”cu-“bu”cu... ohooo say say bitmez! İşte bunlardan sebep, nasılsa iş olacağına varır deyip olacağına varmışlardan söz edelim biraz. Son zamanlarda çok güzel öykü denemeleri okuduk sitede ya hep hüzünlendik, bakalım gülümseyebilecek miyiz?

Siz hiç dayak yediniz mi? Ben gençliğimde meraklıydım kavga döğüş işlerine. Boşuna demezler ne gelirse meraktan diye, hakikaten öyledir, iyi bilirim! Şimdi yaşımızı biraz alıp, göbeği büyütüp, birtarafımızı kaldırıp bir tekme atamayacak duruma gelince, “ aklı başında insan kavga mı edermiş? Her bir şey konuşa konuşa çözülmeli“ deyip bıraktık bu işleri... Tabii canııım olgunluk, modernlik başka!

Bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde dayak çok normal bir şeydi. Hele hele anne terliği, baba şamarı, komşu tepiği ve öğretmen haydarı çok çok olağandı. Kimse bunları büyütmez, gurur meselesi yapmazdı. Bilmezdi zaten. Kızım beş altı yaşlarındayken beni çok kızdırdığı bir vakit şakacıktan “kız döverim seni” dedim, fıkara bilmiyor ki, “hadi döv hadi döv” diye ısrar etmeye başladı, sonra da babam beni dövmüyor diye annesine şikayet edip ağlamaya başladı. Etme gurban olduğum dayak çok kötü bir şey ben sana hiç kıyabilirmiyim ağlama dediğimdeyse kapak geldi “ iyi de, kötüyse niye bana öyle dedin” deyip daha çok ağlamaya başladı... Nazlı kız babası olmak zor iş vessalam... Çeşitli şaklabanlıklarla olayı unutturacağım diye göbeğim çatladı ya başardım sonunda. Çatlamış göbeğime poposunu dayayıp koynumda uyudu o gece kurban olduğum...

Ne diyordum, haa dayak mevzu.. Sevimsiz ve şiddek dolu mu? Yok ya hu bunun çok çeşit spor dalı da var ya ben 14-15 yaşlarında sarmışım bu konuya. Doksanlı yılların başı, civa gibiyiz, amelelik marabalık yapmaktan kas yapmışız da tekniğimiz yok. Kung-fu, karate çok moda o zaman. 1984 yapımı Karate Kit filmini izlemeyeniniz var mı, biz onlarca kez izlerdik. Vhs video kaset kiralayan yerlerden filmi kiralar, kimin evi müsaitse arkadaşlarla beraber izlerdik. Bir seferinde film kiralamaya ben gittim de “abi bir döğüş filmi ver” dediğimde, abi bana “ konulu mu olsun!” demişti... Her yerim sivilceli ergen ben, kıpkırmızı olmuştum da “yok yav ondan değil güzel abim, Bruce Lee, Van Damme ya da Jet Li olacak” larla derdimi anlatabilmiştim.( Bizde o konulu filmleri fırlama bir arkadaşımız alırdı. Fırlama dediysek hakiki ya hu. Çoçuk doğduğunda evin yirmi metre ilerisinde ağlamasından bulunmuş diyen de var, doğum anında fırlayıp kafayı duvara çarpmasından sebep hafif arıza olduğunu diyen de. Hiç bilemedim hangisi doğru, arızalığı kesin ama.) Film izledikten sonra her döğüş haraketini denediğimizden, hayyyytt naralarıyla uçan tekmelere kalktığımızdan, kesin bir aksilik çıkar, ya evden kovulur ya birinin çanağı çatlar ya da birisi tatlı pekmezi akıtırdı. İlkemiz “her şey spor için” tabi de büyüklere anlatamıyoruz bunu, bir de insan ilkeli olmalı felan derler hep, büyükler anlaşılmazlar zaten...

Baktık filmlerle olmuyor, karadüzen figürlerle kim kime ne yapıyor belli değil. Kung fu hareketiyle başlayan müsabakamız güreşe dönüp küfürlerle son buluyor. Çözüm; çekirge olmaya karar verdik ve ucuz yollu iyi bir kurs aramaya başladık. İnşaatlarda çalıştığımızdan bir demirci ustasıyla tanıştık, adamın kendi kursu var kuşağında da üç “dan” ı. Kaçar mı yav anlaştık tabi. Başladık kursa. Arkadaş o kadar koşuyoruz o kadar demirleri kaldırıp indiriyoruz ki, o kadar işi inşaatta yapsak çift yövmiye alırız. Biz adama bir de üste para veriyoruz. Bizim bacaklar kollar kalas gibi olmuş, onların esnemesi kolay mı? Anam anam o nasıl acılar, o nasıl cığlıklar. Bir gün hoca bana bağdaş kurdurtup dizlerimin üstüne çıkıp yaylandı ki bacaklar yere yapışa, esneye. Oyyyy anam oyy aklım çıkaydı ya la... Bir sene devam ettik kursa, yalandan kuşaklar felan aldık da sonradan öğrendik kursun lisansı yokmuş, aldığımız kuşakların da hükmü, canı sağolsun...

Bizde mınçıka derler aslı nançuka olan, iki sopanın bir karış zincirle birbirine bağlanmasıyla müteşekkil bir dögüş sporu aleti. Siz bilir misiniz, ben bilmez olaydım!. Biz Bruce Lee izleye izleye bu andırın derdine düştük. Endüstri meslek mobilya bölümünden bir arkadaş ben yaparım dedi. Yaptı getirdi, bir gayret çeviriyoruz. Dizini dirseğini çatlatan mı dersin, kafayı yaran mı dersin, hele o cevirip bacak arasından geçirme haraketi, offfff. İnadım inat televizyonda gördüğüm sesi çıkaracağım çevirerek, bayağı da hızlanmışım son gayretlerle dilim dışarıda çeviriyorum ,sen o zincir bağlantı yerinden çık, sen o odun alnın ortasına daaaaan diye vur... Gözümü açtığımda alnın tam ortasında domates gibi şişlik, hani bildiğimiz kırmızı domates var ya onu morart biraz, haaah, al onu, alnın ortasına koy, o haldeyim işte ....

Efendim büyüklerimiz derlerdi ki dayak atmak için çok dayak yemek gerekir. Dayak yemekten değil de dayak atmak için gerekeni yapmanın icap ettiğini kavradık. Millet ne dayak yedi bu çocuklar dese de siz bakmayın onlara, yediğimiz dayaklar hep staj amaçlı, öğrenme amaçlı, ne dedik; ilkemiz var... Biraz artistlik haraket öğrenmişiz, serde gençlik cahillik diz boyu, ikinci elden uzun paltoları bulup, beyaz uzun atkılarla kombine takımı tamamlamışız. Üç beş vukuat olmuş geçmiş. Bir gece iki düşman grup karşı karşıya geldik sokak kavgasına tutuştuk. Karşımda tıknaz kara bir oğlan var, küçümsedim biraz, şunun kafaya döner tekmeyi yapıştırayım dedim, fırladım döndüm tekme atacağım ya, elin oğlu belimin boşluğuna yumruğu bir koydu arkadaş.... Offf anam anam anam. İnsanın nefesi nasıl kesiliyor, o çizgi filmlerde gördüğün kafanda yıldızlar nasıl dönüyor orda gördüm. Anladım ki bu işlerde artistlik olmayacak, osmanlı tokadı en garantisi... Büyüklerimiz doğruyu söylüyormuş ya hu...

Artistlik olmayacak dedik de, gençlik de başa bela arkadaş, gel de anlat. Sporumuzu geliştirme amaçlı arayışlara başladık. Duyduk ki Balkanlar judo şampiyonu kız bizim ilde judo kursu açmış. Neeeyyy... Genç ergen beyni hemen algılayamıyor tabi... Kız... Judo... Nasıl... Sarılmalı, arkaya geçip puan almalı... İçimizdeki spor aşkından, gözlerimizdeki parıltıynan hemen kursa yazıldık. İlk ders başlamadan salonda hocayı bekliyoruz, baktım kurstakilerin çoğu hamburger bebesi, çoğu da kız. Cennet mi? Yok yok.. Şunlara iki üç hareket gösterelim ders başlamadan deyip bildiğimiz artistlik hareketlere başladık, döner tekmelerle hava atıyoruz ya hoca bizi yukarıdan izliyormuş, ınınınnnn.. Hoca geldi kurs başladı, ısınma haraketlerinden sonra gerçek ders başladı, rakibi sağ koldan kapıp yere yapıştırmaca güzelce gösterildi. Biz kendi aramızda çalışıyorduk ya hocanın da ters bakışlarını sürekli ensemde hissediyordum. Du bakalım başımızı bir gelecek var ya, hayırlısı diyerekten sporu yapmaktayız. ( Arkadaş hoca kadın diye geldik de kadın çelik gibi, hem sert hem soğuk, hele bağırması camları kıracak, göz açamıyoruz, şu ders bir bitse...) Ders bitmedi... Hoca dersin sonuna doğru bizi durdurdu ve karşımıza birer kız sporcu verdi, dediki bunlarla çalışacaksınız. Ya hu hoca etme şimdi bizim elimiz ağır ayarlayamayız bak karışmam felan dediysek de dinlemedi. Rakip koldan tutulup kalçanın yardımıyla havalandırılıp yere serilecek. Peki.. Ben kızı tutuyorum kaba kuvvetle savuruyorum ama kız güvercin gibi taklalar atıp serçenin dala konması gibi mindere konuyor. O beni yere öyle bir yapıştırıyor ki, nasıl anlatmalı, hani taze manda bokunun betona yapışması gibi, öyle şaaaap diye, kemikler kırılasıya, eklemler oynayasıya, her bir organ yer değiştiresiye. Arkadaş düşmenin de tekniği varmış. O gece o salando çarpılmadık minder, oynamadık kemik kalmadı... Anladık ki artistlik yapmayacaksın, bu işlerde bildiğini kendine saklayacaksın...

Sonraki Bölümde : Üniversite yılları. O paltoyu az sallasan reislere çarptığı ortamlar, daha neler neler...
....
( Bu kadar okutup da güldüremediysek affınıza sığınırız.. )

Cafer Aydemir, bir alıntı ekledi.
 04 May 09:56 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

'' Tarihler 1073'ü göstermekteydi.İlk Cuma namazında Sünni usulde Sultan Melikşah Ve Abbasi halifesi adına hutbe okundu.Türklerin Kudüs hakimiyeti başlamıştı.
Ne acıdır ki bu 1073 tarihi ve Kudüs'ü fethedişimiz ders kitaplarımızda yer almadığı gibi insanlarımız tarafından da bilinmemektedir.Ben en çok üzen şeylerden biri,ne zaman Kudüs'e gitsem ve oradan sosyal medya paylaşımları yapsam mesajıma yazılan her 10 mesajdan ikisi ,''bırakın bu Arap topraklarını,yeter bu Arap seviciliği'' türünden mesaj olmaktadır.Birileri son bir asırdır bizlere,Ortadoğu Arap'ın ,Balkanlar Yunan'ın , Bulgar'ın diyerek bin yıla yakın bir mirası fevkalade bir şekilde unutturmayı başarmışlardır!
Keşke ders kitaplarımızda 1073'de Atsız Bey'in Kudüs'e girişi ile 26 sene sonra (1099) Haçlıların Kudüs'e girişleri arasındaki faklar mukayeseli olarak anlatılmış olsaydı.Ne şehri teslim eden Fatımi emrine dokunulmuştur ne de halktan bir kişiye.Atsız Bey şehrin birçok yerine muhafız birlikleri yerleştirerek herhangi bir yağmayı engellemiş , hangi dinden ya da ırktan olursa olsun herkese aman vermiştir.''

Selçuklu’nun Şifreleri, Talha Uğurluel (Sayfa 143)Selçuklu’nun Şifreleri, Talha Uğurluel (Sayfa 143)
Serdar Poirot, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü inceledi.
02 May 08:34 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dikkat spoiler içerir.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e büyük bir tarihçiden yazılmış güzel bir araştırma eseri. Atatürk'ün doğumundan itibaren Selanik ve çevresinde edindiği birikim, o dönemin Osmanlı'sındaki durum, kendini geliştiren Atatürk ve o dönem kurmaylarının ilerleyen yıllarda ülkemizi kurtaracak olması gibi detaylarla başlıyor kitap. Sonrasında 1. Dünya savaşı ve yaşananlar, Atatürk ve ordumuzun bu savaştaki rolleri detaylı bir şekilde anlatılıyor. Kurtuluş savaşı süreci, saltanat ve hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet dönemi ve inkılapları ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Ayrıca din, siyaset, bilim hakkındaki görüşleri, yaşam tarzı ve daha pek çok konuda ezber bozan bilgiler veriliyor. Anlatıldığı gibi aşırı alkole düşkün olmayışı, Balkanlar tarafında hariciye mensubu olarak çalışırken yaptıkları, İttihatçılar ile olan ilişkileri, aldığı kararlar ve daha pek çok konuda lise kitaplarında okuduklarımızdan farklı bilgiler ile karşılaşıyoruz. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.

§, bir alıntı ekledi.
30 Nis 20:09 · Kitabı okuyor

İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye
Almanya'nın Çekoslovakya'yı parçalayarak ilhak etmesi, Türkiye tarafından tarafsız bir gözlemcilikle karşılanmayacaktır. Bu işgal, Almanya'nın Balkanlar'a inme planının ilk aşaması olarak değerlendirilir ve Almanya'nın bundan sonraki revizyonist politikası tamamen ve kesinlikle red edilir.

Türkiye`de Milli Şef Dönemi, Cemil Koçak (Sayfa 241 - İletişim Yayınları)Türkiye`de Milli Şef Dönemi, Cemil Koçak (Sayfa 241 - İletişim Yayınları)
İllâmânâ, bir alıntı ekledi.
26 Nis 20:16 · Kitabı okudu

Balkan Yarımadası'nın kültürü, toplumsal kurumları ve problemlerini anlamak için Osmanlı tetkikleri kaçınılmazdır; o dönem bilinebildiği ölçüde Balkanlar anlaşılabilir.

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber OrtaylıYakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı
Mevsim Ahenk, bir alıntı ekledi.
24 Nis 17:17

34 üncü Türk Padişahı İkinci Abdülhamid,Tunus'tan Van Gölü'ne ve Balkanlar'dan Yemen'e kadar uzanan imparatorluğuna bir o kadar da ilave edilse bile,Yahudilere, Filistinde veya vatanın herhangi bir köşesinde kurabiye miktarı toprak vermez!

Abdülhamid Han, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 14)Abdülhamid Han, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 14)