10/10
·382 syf.··
2026 24. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:59
Şevket Süreyya Aydemir'in Suyu Arayan Adam kitabında otobiyografisi üzerinden 19.yy sonu balkanlar, muhacirlik, 1. Dünya savaşı ve anadolunun durumunu anlatmıştı. 1960 sonrasında kaleme aldığı Tek Adam'da ise Mustafa'nın doğumundan önce Selanik ve efradının kısa tahlili ile başlıyor. Kitap salt bir biyografi olmanın ötesinde dönemine ışık tutan, her anlatisini belgelere dayandıran kapsamlı bir çalışma. Ailenin toplumdaki yeri, Türklerin balkanlardaki konumu, diğer milletler, imparatorluğun merkezi ve taşrasının tahlili ile devam ediyor. Mustafa Kemal'in okul hayatı ve harp akademisine uzanan süreç. Kurduğu ilişkiler, istibdat döneminde imparatorluk merkezindeki çalkantılar. Merkezin dikkatini çekmesi, sürgün yılları, geri dönüş ve ittihat terakki ile temas. 2. Meşrutiyet, 31 mart, trablusgarp, bab-ı ali baskını, balkan savaşları ve 1. Dünya savaşı. Tüm bu süreci Mustafa Kemal üzerinden; onu var eden ve onun etkilediği süreçler üzerinden dönemin önemli oyuncuları paralelinde okuyoruz. Süreç bizi ve Mustafa Kemal'i Bandırma Vapurundan Samsun'a ayak bastığı ana kadar taşıyor ve birinci cilt sona eriyor. Muazzam bir eser, kesinlikle okunmalı, okutulmalı.
Tek Adam - Cilt 1Şevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitabevi · 20193,467 okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
Kitap oldukça akıcı, bolca betimleme yapılmış insan okurken bir nebze ürküyor. Ancak benim değinmek istediğim kitabın farklı bir yönü olan tarihsel arka planı. Kitabın değindiği olay Vlad Tepeş'dir. Meşhur kazıklı vovyadadan konusunu alan eser bolca Türklere de gönderme yapmaktadır. Osmanlı'da vampir mitinin oldukça yer tuttuğunu biliyoruz. Örneğin Ebussud Efendi'nin verdiği fetvalar oldukça ilginçtir. Bu sebeple bu kitabı okudum ve bolca Balkanlar esintisi ve Hristiyan öğeleri içerdiğini gözlemledim.
DrakulaBram Stoker · Ötüken Neşriyat · 20256,3bin okunma
Puan vermedi·254 syf.·
2026 436. kitabı
Manastır kentinde bulunan Osmanlı kadı sicillerinin ortaya çıkarılması anlatılır. Bu siciller, sadece Osmanlı'nın değil, bölgede yaşayan tüm Balkan halklarının ortak geçmişini ve kimliğini oluşturan belgeler olarak kabul edilir ."Baba" Karakteri: Romanın kahramanı (Türkiye'nin ilk başbakanlarından Fethi Okyar'ın kuzeni olan "Baba"), bu sicilleri korumak ve incelemekle görevlendirilir. Baba, geçmişi bilmeden geleceğin inşa edilemeyeceği felsefesiyle bu belgelerin önemini vurgular.. Ortak Kültür: Eser, Balkanlar'daki farklı etnik ve dini grupların Osmanlı döneminde nasıl bir arada barış içinde yaşadığını, kültürel zenginlikleri ve yüzyılların tarihsel bağlarını siciller üzerinden gözler önüne serer. (Siciller), merkezinde 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan Osmanlı mahkeme sicillerinin yer aldığı tarihsel ve otobiyografik bir roman okuduk Luan Starova'nin kalemınden okuduk Kül Kalesi
Edebiyat - Roman - Tarih
Kül KalesiLuan Starova · Yapı Kredi Yayınları · 200816 okunma
TÜRK'ÜN ULU HAFIZASI KORKUT ATA
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Türk'ün tarihi, dünyadaki herhangi bir milletin tarihine kıyasla iz sürülmesi oldukça meşakkatli bir süreç ihtiva eder. Tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar olan süreç, pek tabii, tamamen yazılı ve kayıt altında değildir. Bu durum karşısında edebiyatçılar ve tarihçiler, mevcut kaynakları genel bir tablo çıkarmak için didik didik etmek zorundadırlar. Bu kaynaklardan en değerlileri arasında Dede Korkut Hikâyeleri büyük bir yer kaplar. Dede Korkut veyahut Korkut Ata; Türklerin Bayat boyuna mensup, 7. yüzyılda yaşadığına inanılan bir er kişidir. Türklerin ulularından; sözüne ve emrine hürmet ile riayet edilen birisidir. Günümüze 14 hikâyesi ulaşmıştır. Bu hikâyelerden Türk toplumunun yaşam tarzını, örf, âdet ve ananelerini öğreniyoruz. Bu bilgiler ışığında Türklerin İslamiyet'i kabul süreçlerinde kendi töre ve âdetlerini, yeni benimsedikleri İslamiyet ile bir potada eritişlerine ve Türk-İslam sentezinin içerisinde muhafaza edilen Orta Asya - Türkistan kültürüne şahitlik ediyoruz. Değişik varyantlarıyla 14. yüzyıla kadar uzanan hikâyelerinde Korkut Ata, hikâyelerdeki deyimiyle "soy soylayan, boy boylayan" olarak olayları bize aktarır. O, yalnızca bir anlatıcı değil; soy ağacı söyleyen, hüküm veren ve toplumsal düzeni inşa eden bilge bir töre koyucudur. Millet hafızası olarak konumlanan Dedem Korkut; Türk tarihinin ve edebiyatının izinin sürüldüğü, Türk dilinin canlı bir şahididir. İşte bu konumuyla Dede Korkut, Türklerin sözlü ve yazılı kültürü arasında kurulan bağın en nadide örneğidir. Dede Korkut'un üstlendiği misyon, Türklerin İslamiyet öncesi inanışları ile Tanrı bağının radikal bir kopuşla terk edilmediğini gösterir. Aksine bu köklü miras, İslamiyet'in potasında eriyerek tasavvufi unsurlar hâlinde varlığını sürdürmüştür. Dede Korkut Hikâyeleri; Orta Asya'dan
Edebiyat
Dede Korkut HikayeleriAnonim · Yeditepe Yayınevi · 201813,3bin okunma
"Lanetli Avlu" Üzerine
Puan vermedi·108 syf.··
2026 1. kitabı
İmparatorluğun Gölgeleri Arasında Bir Araf: Lanetli Avlu'nun Dramatik Mimarisini Okumak Edebiyat dünyasında "Nobel" etiketine sahip eserlere ve yazarlara yaklaşırken içimde beliren temkinli tutum, zaman zaman da haklı önyargı; siyasi konjonktürlerin edebi liyakatin önüne geçtiği şüphesinden beslenir. Ancak İvo Andriç’in *Lanetli Avlu*’sunun kapılarından içeri adım attığımızda bu şüphenin yerini hızla derin bir sanatsal saygıya bıraktığını görüyorsunuz. Andriç, bu kısacık ama hacmi kendinden menkul romanında, Balkanlar'ın iç içe geçmiş, karmaşık ve çok sesli ruhunu hamasi bir kimlik siyasetine kurban etmeden, doğrudan "insan doğası" üzerinden evrenselleştirerek madalyayı edebi bileğinin hakkıyla taşıdığını kanıtlıyor. Kitabın ismine de ruhunu veren "Avlu", salt fiziksel bir tutsaklık alanı değildir. Sınırları üç kıtaya yayılan koca bir imparatorluğun kusursuz bir mikrokozmosudur. Andriç, Osmanlı İstanbul’unun o devasa demografik haritasını bu hapishane duvarları arasına sıkıştırarak adeta bir Babil Kulesi inşa eder. Bosnalı bir Katolik rahip, İzmirli bir Yahudi, Anadolulu bir Türk, Bulgar tüccarlar, Gürcüler, Araplar ve şehrin tekinsiz karanlıklarından kopup gelmiş sıradan suçlular... Bu mekânsal kurgu, metne muazzam bir teatrallik katmaktadır. Okurken kalabalık bir oyuncu kadrosunun dinamik bir koro işlevi gördüğü, ışık ve gölge oyunlarıyla seyirciyi sürekli tetikte tutan klostrofobik bir tiyatro sahnesinin tam ortasında olduğunuzu hissedersiniz. Farklı dillerden ve milletlerden gelen bu karakterler, kendi ulusal veya dini kimliklerinden koparak otorite karşısında ortak bir "hapishane kimliği" inşa ederler. Avlu, tarihin ve insanlık trajedilerinin sahnelendiği; imparatorluğun tüm sinir uçlarının gelip düğümlendiği ana dekordur. Bu kalabalık ve uğultulu sahnenin
Edebiyat
Lanetli Avluİvo Andriç · İletişim Yayıncılık · 2020465 okunma