Balkanlar'ın kaybedilişi hazmedilememiştir. Hatta Atatürk' ün kitapları arasındaki notlarında, Balkanlar ve bazı yerler için, "tekrar bize dönecektir" mealinde notlar vardır.
Britanya'ya gelince, Fransa ve Rusya doğal hasımları olduklarından, güçlü bir merkezi gücün onları kontrol altında tutması Britanyalı devlet adamlarının işine geliyordu. Bismarck'ın korkmak için haklı nedenlere sahip olduğu tek şey, Balkanlar'da Avusturya ile Rusya arasında yaşanacak bir savaşın, birçok risk alarak kurduğu dengeyi sarsabilecek olmasıydı. 1878'deki Berlin Kongresi'nde, Balkanlar'ı Rusya ile İkili Monarşi arasında nüfuz kürelerine bölen ve İkili Monarşi'ye Osmanlı eyaletlerinin en kuzeydeki ve en çalkantılısı olan Bosna-Hersek üzerinde bir "protektora" veren bir anlaşmaya aracılık etti. Bu düzenleme, yüzyıl sonuna dek sürecek tedirgin bir barış üretti; ancak Bismarck'ın "sistemi" bundan çok önce çözülmeye başlamıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Gayrı Bulgar’ı tutabilene aşk olsun. “Türk’ün karnından, gırtlağından bir diş de biz atalım!” demiş. “Bahçesini ırkımızın avlusuna katalım!” demiş. Yetmez diye naralanmış da “Milyonlarca Müslüman’ı Meriç’in doğusuna atalım!” diye sokağa inmiş.
Önce nerede bir Müslüman görse tuz ekmek hakkı gözetmeksizin; kadın, yaşlı, çocuk demeksizin; elinde, avcunda, kulağında, parmağında nesi var nesi yok demeden almış. Sonra erinmiş istemeye; yüzüğü parmağıyla, küpeyi kulağıyla birlikte doldurmuş cebine."
Türk, Viyana senin, Belgrad benim, Lehistan senin, Üsküp benim.. diyerekten soluğu 19 yüzyıla dar atmış. Balkanlar al kan olmuş. Nerede bir Az(gın) lık varsa hepsi çanağı ağzının değdiği yerden pislemeye başlamış, çanak bizim, ağız onların.. Ara ara pislediği yerden yemeye devam ededursunlar; eskiler ne demiş, "Lafla peynir gemisi yürümez."
Picot, savaştan önce Beyrut konsolosuyken o dönemde Paris'in Londra Büyükelçiliği'nde başkâtip olarak görev yapmaktaydı. İngiltere de görüşmeler için Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Sir Mark Sykes'i görevlendirdi.
Mark Sykes, 1911'de muhafazakâr bir vekil olarak Avam Kamarası'na girmişti. Yapmış olduğu doğu seyahatleri ile bölge hakkında geniş malumat sahibi idi. Ondan bu özelliği sebebiyle I. Dünya Savaşı sırasında bölgenin geleceği ile ilgili stratejik hamlelerde istifade yoluna gidilmiştir. Sykes'in savaştan önce sarf ettiği şu cümleler, İngiliz dış politikasının belirlenmesinde nasıl etkili olduğunu göstermesi açısından önemlidir:
"Londra'dan Kalküta'ya uzanan alanda İngilizlerin sonsuz çıkarı vardır."
Mark Sykes, Arap coğrafyasını en iyi bilen birkaç isimden biriydi. Temmuz 1915'te Ortadoğu'ya geçmiş, Mısır, Mezopotamya, Balkanlar ve Hindistan yolculuklarının neredeyse her adımını raporlaştırıp komiteye göndermişti.
Sykes ve Picot arasında uzun süren toplantılar ve ara ara tıkanan görüşmeler sonucu hem İngiltere hem Fransa, nüfuz etmek istedikleri bölgeler üzerinde büyük oranda anlaştılar (21 Aralık 1915).