Bütün kadınlar hayatı boyunca en az birkaç defa "Kızım, sen hastasın " sözünü duymuştur. Erkekleri dinleyecek olursanız da sizde bütün hastalıklar mevcuttur, ama onlar pırıl pırıl sağlıklıdır.
Bütün sevdiklerinin içinde olduğu bir şehirden uzakta yaşayamazsın. İşte tam da bu yüzden ayrılamıyordu bu şehirden yıllardır Nosta. Ruhunun kürkçü dükkanı, küçük mutluluklar kaleydoskobuydu İstanbul.
Yapraktan bir yelkenliydi Nosta. Palamarlarını suya indirmiş bekliyordu. Hem de zerre kadar korkmadan. Her zamanki Nosta olsa zırhlarını giyip, miğferini takıp aşka hazırlanırdı ama bu sefer öylece beklemek ve olacakları sadece seyretmek istiyordu. Bu sefer Aşk Hazretleri'nin işine karışmayacaktı.
Dünyanın tüm ışıkları, Parliament mavisi bir deniz üzerinde süzülmek için gelmiş de onu görünce şapka çıkarıp reverans yapar gibiydiler. Altın Boynuz, bir Rönesans tablosunda uzanmış yarı çıplak, beyaz etli bir kadın gibi yayılmıştı. Nasıl bir sehirdi bu ki her seferinde aynı yüzü başka bir maskeyle karşısına çıkarıp aklını başından almayı başarıyordu.