hem coşkulu bir adanmışlıkla yolunda devam etmek için bu yaptığının sendeki insanlık haysiyetine uygun olduğu mazeretini öne sürüp, doğandan kaynaklanan naifliğini unutuyorsun hem de kendini zorluyor, çırpınıyor, sonradan seni sıkıştıran ve seni bütünüyle ele geçirip başka hiçbir şey düşünmene müsaade etmeyen sayısız gayeye kendini kaptırıyorsun. üstelik böylece, kendinde gerçekleştirdiğin bazı şeylerin büyük meşakkati yüzünden, sadece kendi kudretine güvenir bir halde, senin hiçbir benzerinin bunlardan kurtulamayacağını düşünüyorsun. kendin bunu başarınca da yaratıcının öfkesini üzerine çekmekten çok hoşnut oluyorsun.
ve artık bir benzeri bile bulunmayan kimselerden farksız şekilde, ben niçin hep aynı kalıyorum? üstelik benim mutsuzluğum sürekli daha da büyüyor, çünkü onlar, kendilerini bekleyen kaderin üzerinde düşünmeksizin, en azından şu anki arzuların zevkini çıkarıyorlar. lakin ben, son ânımın bilinmezliği ile yaşayarak, üzerime keder sıçramasın diye zevkleri tadamıyorum.
uzun zaman, değil yaşamayı, ayakta durmayı sürdürebileceğimi bile hayal etmek istememiştim, içime bir yaşama amacı yerleştirip de sonra bu yüzden gene kendime yenilmeye halim yoktu, sabah uykudan kalktığımda hiç karşı koymadan, kendimi bu intiharı düşünme mekanizmasının avucunda buluyordum ve artık gün boyu bundan sıyrılıp çıkamıyordum.
yıllar yılı her şeyi, en çok da beni, kendimi, çekilmez hâle getiren korkunç, ruhu öldürücü intihar düşüncelerinden başka bir şey olmamıştı sığınağım, bunu da çevremi saran ve belki her konudaki zayıflığımdan, ama özellikle de karakter zayıflığından ötürü kendimi içine attığım, günbegün artan bir anlamsızlığa karşı yapmıştım.