Biz yokuz, Alara. Seninle ikimiz yani. Ne kadar “ben” diye başlasa da cümlelerin, aslında anlatmak istediğin ikimiz oluyor. Çünkü biz, birer serseri ekiz. Bir yapıya eklenerek yok olmaya çalışan ekleriz biz, Alara. Anladın mı, biz yaşamak değil, iki kişi ölmek istiyoruz.
Hep böyle olmaz mı? Erkekleri salonda bırakıp mutfağa gitmez miyiz? Vatanımıza, doğal ortamımıza dönmenin huzuru. Neden bir de mutfakta sorulur bu hal hatır? “Nasılsın?” daha kısık ve doğrudan bir sesle, gerçeği duymak ister gibi, salondaki yalanları değil.
Kendi dilimizi konuşmanın sevinci bu. Hiçbir erkek bilmeyecek bunu; yüzümüz gerçek biçimini alır fayansların önünde.
Niçin babasını hep yaşayacak sanmışlardı? O da ölecek gibi görünmüyordu. Öyle dürüst, öyle keskin bir adamdı ki, ölümün sinsiliği ona hiç gölge düşürmemişti. Evine her gece ekmek alıp gelen bir erkeğin yokluğu, sessizlik olup yerleşmişti odalarına.
Sayfa 103 - Yapı Kredi Yayınları, 42. Basım·Kitabı okudu