Sezgin K.

Sezgin K.
@bandini7

Sezgin K.

, bir kitap okudu
7/10
·216 syf.·
3 günde okudu
·
2024 25. kitabı
Amin Maalouf
7.9/10 · 4.142 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İslam âlemindeki pek çok lider, Türkiye örneğine öykünmeyi düşledi. Afganistan'da, 26 yaşındaki gencecik kral Emanullah 1919'da tahta geçti ve Atatürk'ün izinden gitmek istedi. Ordusunu işgalci İngiliz birlikleri üstüne sürdü ve ülkesinin bağımsızlığının tanınmasını sağladı. Bu şekilde kazandığı saygınlıktan güç alıp iddialı reformlara girişti, çokeşliliği ve peçeyi yasakladı, erkek ve kız çocuklar için modern okullar açtı, özgür basının ortaya çıkmasını destekledi. Bu deneyim on yıl sürdü, 1929'da Emanullah kendisini dinsizlikle suçlayan gelenekçi liderlerin komplosuyla tahttan indirildi. 1960'ta Zürih'te, sürgünde öldü. İran'da Rıza Şah'ın girişimiyse daha uzun süreli oldu. Atatürk'e hayran bir kişi ve tıpkı onun gibi subay olan Rıza Şah kendi ülkesinde aynı modernleştirici deneyimi gerçekleştirmek istiyordu; ama en sonunda gerçek bir kopma sağlamayı başaramayıp Avrupa tarzı bir cumhuriyet yerine yeni bir hanedanı, Pehlevi hanedanını kurmayı yeğledi ve bir bağımsızlık çizgisi izlemek yerine güçler arası çelişkilerden yararlanmaya çalıştı. Kuşkusuz model aldığı kişiyle aynı yeteneklere sahip değildi, ama hakkını da yememek için şunu da belirtmekte yarar var, petrolün bulunmasından sonra Batılı güçlerin İran'ı kendi haline bırakması pek de olası değildi. Hanedan, iktidarı korumak için İngilizlerle, ardından da Amerikalılarla, yani İran halkının refah ve onurunun düşmanı olarak gördüğü ülkelerle ittifak yaptı. Atatürk örneğinin tersi bir örnek bu.
Bir köyde ciddi bir olay meydana geldiğinde, dünyanın geri kalanında bunun duyulması genellikle haftalar alıyordu, bu da olayın yankılarının kısıtlı olmasına yol açıyordu. Bugünse tersi geçerli. Öğle saatlerinde yapılan yersiz bir açıklama, hemen o akşam, açıklamanın yapıldığı yerden on bin kilometre uzakta cinayetlere yol açabiliyor. Düşmanlıkları, genelde, kasıtlı ya da bir yanlış anlamanın sonucu olarak yayılan asılsız bir söylenti tetikliyor, insanlar gerçeği öğrendiğindeyse iş işten geçmiş oluyor, sokaklar cesetlerle doluyor.
Zamanaşımı, hukukçuların icat ettiği bir kavramdır; halkların belleğinde, zamanaşımı diye bir şey yoktur. Daha doğrusu: Yakasını kurtaran -yoksulluktan, gerilemeden, marjinalleştirilmekten kurtulan- halklar en sonunda bağışlayabilirler, öte yandan korkularını bütünüyle bir kenara bırakmazlar; yakasını kurtaramayanlarsa, sonsuza dek bunu düşünüp dururlar.
Avrupa için başka, Afrika, Asya ya da İslam âlemi için başka insan hakları yoktur. Yeryüzündeki hiçbir halk kölelik, despotluk, zorbalık, cahillik, karanlıkçılık için ya da kadınların köle olması için yaratılmamıştır. Bu temel gerçeklik ne zaman yadsınsa, insanlığa ihanet edilmiş olur, kendine ihanet edilmiş olur.