Az önce bitirdiğim bu kitabın etkisinden hiçbir zaman çıkamayacakmışım gibi geliyor. Peki neden böyle hissediyorum diye soruyorum kendime. Sanırım Tierney de kendimi gördüğümü fark ediyorum. Kurallarla dolu bir kasabada yaşıyor. Buradaki düzene karşı çıkmak istiyor. Kaderinde birinin zevcesi olmaktan fazlası olduğuna inanmak istiyor fakat ona öğretilen bu değil. Kadınlar aşağı bir ırktan, erkeklere verebileceği çocuklardan başka bir şey değil. Ve Tierney en çok buna karşı çıkarken okuyoruz. Olan düzeni sorgularken ve kendine yeni bir çizgi çizme ümidini hissederken ama bu onu korkuturken bile. Daha sonra Tierney hep izliyor. Bahsedilmeyen Erdem Yılından kalan izleri izliyor. Kadınlardaki boylu boyunca bir bıçak izi, kopmuş bir parmak ve daha da önemlisi saklanan bu izlerin ardında yaşanmışlıkla dolu gözler. Buralarda sorularının yanıtlarını arıyor. Bence burası çok güzel çünkü onlar gibi olmaktan bir zevce olmanın kaderini yaşamaktan korkuyor ve bunu kabul eden kadınları, annesini, ablalarını izliyor. Onların gözlerinde bu düzene karşı çıkma belirtilerini arıyor ama bulamıyor. Burada kendimi görüyorum. Annemi izliyorum bu evlilik hayatından, çocuklarına bakmaktan bu onun seçtiği bir hayat mı diye sorguluyorum. Yoksa hayallerinden koparılmış başka bir kadın mı? Benimde sonum böyle mi olacak. Evlilikten, çocuklu bir hayattan ne kadar kaçarsam kaçayım yolun sonu hep aynı mı olacak.
Tabi Tierney in yaşaması gerekiyor Erdem yılını cevaplarını alabilmesi için. Kitabın başında bizde tek bir ipucuna sahip değiliz bu konuda ve bizde Tierney izle merak ediyoruz. (Buradan itibaren spoiler kitabı okuyacaksanız burada bırakın) Benim aklıma yaratıklarla dolu bir ormandan başka bir şey gelmiyor belki de hala en korkunç hasarları ve izleri bırakanın bir canavardan fazlası