Bu eserler bütün sınıflara ve cemaatlara daima mazhar-ı takdir oluyor. Kim görse istihsan eder. Tenkide maruz olacak eserler değil. Fakat derecat-ı takdir, derecat-ı fehim gibi mütefavit ve müteaddiddir. Herkes derece-i fehmine göre takdir edebilir.
Barla - 37
Bu pasaj çok ince ama çok temel bir enfüsî ölçü veriyor. Risale-i Nur’un başka yerleriyle birlikte okunduğunda, mesele sadece “eserlerin değeri” değil; bizim idrakimizin, niyetimizin ve istidadımızın mahiyeti oluyor.
“Bu eserler bütün sınıflara ve cemaatlara daima mazhar-ı takdir oluyor.”
Risale-i Nur’un buradaki iddiası küllîliktir.
Yani bir zümrenin, bir cemaatin, bir mizacın eseri değildir.
Bunu destekleyen temel hakikat:
“Kur’ân bütün tabakat-ı beşeriyeye hitap eder.”
(Sözler, Mu’cizat-ı Kur’aniye bahisleri)
Risale-i Nur, Kur’ân’ın bu hitabını asrın idrakine tercüme ettiği için:
âlim de istifade eder,
avam da,
genç de,
ihtiyar da.
Enfüsî mana:
Hakikat, bana benzedikçe değil; ben hakikate yaklaştıkça açılır.
“Kim görse istihsan eder.”
“İstihsan” kelimesi önemli:
Bu, derin idrak değil; fıtrî bir güzellik sezgisidir.
Risale-i Nur sık sık şunu söyler:
“Hakikat, kalbe girdiği vakit kendini tanıttırır.”
Yani:
İnsan bazen anlayamaz,
ama inkâr da edemez.
Bu, hakikatin fıtratla münasebetidir.
Enfüsî mana: