Bazı eserleri dinlerken sanatçının hissiyatını yaşayış üslubunda kayboluyorum…
Hepsinde gördüğüm ortak bir duruş var…
Cesaret…
Hislerini yaşamaktan,ifade etmekten kaçmayan şeffaf ruhlar…
Sevgisini,ağrısını,korkusunu,ümidini,hayal kırıklığını,beraberinde gördüğü hak etmediği onca ihaneti,incinen yanını sahiplenen ve haykırmaktan ürkmeyen dimdik şahsiyetler…
Samimiyetin kalpten aksedişi…
Acı çekiyorum diyebilme olgunluğu…
Hislerin hesap kitapla tartıldığı,hayata kırıntıyla tutunduğu bu zamanda bencillikten egodan yana durup bir adım atmayı bir özür dilemeyi ya da üzgünüm diyebilmeyi bile hislerine hürmetsizlik ederek kirletip çok gören insan çokluğunda böyle duygularının hakkını veren insanları görmemek canımızı yakıyor…
Duyguların,sevginin hesabı olmamalı…
Ya da “beni zaten hiç sevmedin”diyebilmenin suçluluğu…
Nilüfer ve her dinleyişimde bunları zihnimde tekrar etmeme sebep olan eserleri…
Ve daha birçok sanatçı…
O an o eseri okurken yaşıyor ve sen de o hisleri kalbinle anlıyor belki sen de yaşıyor,gözlerinle yaşarıyorsun…
Ses tonları dahi hislerin yaşanmış olduğu samimiyetini insana hissettirmeye yetiyor…
Bu dünyada hislerinin onurunu incitmeyen,haykırmaktan,acısını sahiplenmekten,ifade etmekten geri durmayan cesur, korkak olmayan şahsiyetler hâlâ var…
Onlar bence esas ince ruhlar…🍁💧✍🏻