10/10
·256 syf.·
Beğendi
·
2026 44. kitabı
Kısa Osmanlı Tarihi En baştan başlayalım, Osmanlı Beyliği'nin siyasi örgütlenmesinde gaza ve göç önemli iki faktör, Moğollardan kaçıp uçlara gelen Selçuklu askeri önderleri de başlıca role sahip. Uc geleneği ve gaza , bölgedeki üstünlüğü kurma şansını Osmanlılara bağlamış. Buradan sözü alarak bu eserde, 70 yıllık akademik hayatının çalışmalarına da yer veren Halil İnalcık ( Bozkurt) , biz okura önce Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine en kıymetli noktaları anlatarak başlıyor. İkinci bölümde daha spesifik olarak II. Murad , II. Mehmed (Fatih Sultan) onun da oğlu II. Bayezid dönemlerine, bu dönemlerdeki ticari, sosyal,askeri uygulamalara ve devletin gelirlerine odaklanıp , devletin seçkinler cemiyetine (sözü sayılır aileler) ve kültür mirasına değiniyor. Üçüncü ve son bölümde ise , öğrencilik döneminde Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Fuad Köprülü'nün Orta Çağ semineri için hazırladığı çalışması yer alıyor. Bu bölümde üç tarihçi / yazarın Timur hakkındaki incelemelerini karşılaştırıp sonucunda bir hükme varmasından bahsediyor. ( Bunlar; Fransız L. Chain & L. Bouvat ve Rus W. Barthold ) Kronolojik olarak Timur'un hayatının en son kısımda sıralanması ve de çalışmanın aslına dair orijinal ödevinden sayfalara yer verilmesi tarihe bir adım daha yakın hissettiriyor insanı. Bu kitap yalnızca öğrencilere , akademisyenlere değil tarih ile iç içe olmayı seven herkese göre. Mutlaka inceleyin , okuyun. Kitapları Kurtaran Kedi Kısa Osmanlı Tarihi Halil İnalcık
Kısa Osmanlı TarihiHalil İnalcık · Kronik Kitap · 2022499 okunma
İnsanın Doğayla Kırılan Ahlaki Sözleşmesi
7/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 12:30
İnsanın Doğayla Kırılan Ahlaki Sözleşmesi Vasiliy Vladimiroviç’in Aral Gölü’nün Tarihi adlı eseri, insan ile doğa arasındaki ilişkinin tarihsel bir anlatımından çok, bu ilişkinin nasıl etik bir kopuşa dönüştüğünü gösteren felsefi bir yüzleşme metni olarak okunabilir. Kitap, Aral Gölü’nün kurumasını yalnızca teknik hatalar ya da yanlış politikalar zinciri olarak değil, modern insanın doğayla kurduğu tahakkümcü ilişkinin kaçınılmaz sonucu olarak ele alır. Eserde doğa, edilgen ve sınırsız bir kaynak değil; müdahaleye cevap veren, sınırları olan bir varlık olarak konumlanır. İnsan ise bu sınırları görmezden gelen, ilerleme ve kalkınma adına doğayı araçsallaştıran bir özneye dönüşür. Vladimiroviç’in anlatısı, bu dönüşümü sessiz ama kararlı bir eleştiriyle izler. Aral Gölü’nün çekilen suları, aslında insan aklının doğa karşısındaki kibirli özgüveninin sembolüdür. Felsefi düzlemde kitap, insan–doğa ilişkisinin bir “sahiplik” değil, bir “emanet” ilişkisi olması gerektiği fikrini ima eder. Gölün yok oluşu, yalnızca ekolojik bir yıkım değil; ahlaki bir başarısızlık olarak da okunur. Doğaya hükmetme arzusu, burada insanın kendi yaşam alanını da yavaş yavaş tüketmesine yol açar. Böylece Aral Gölü, modernliğin görünmeyen bedellerinin somut bir mekânsal karşılığı hâline gelir. Tahlil derinleştirildiğinde, Aral Gölü’nün Tarihi’nin, insan-merkezci dünya görüşüne karşı güçlü bir sorgulama sunduğu görülür. Doğa, bu anlatıda sessizdir; ancak sessizliği, en güçlü tanıklık biçimine dönüşür. Kitap, okuru “doğaya ne yaptık?” sorusundan çok, “doğayla birlikte neyi kaybettik?” sorusuyla baş başa bırakır. Bu yönüyle eser, kültür-sanat-edebiyat dergileri için yalnızca çevre tarihi bağlamında değil; etik, varoluş ve sorumluluk ekseninde de okunabilecek önemli bir metindir. Aral Gölü’nün
1000Kitap
Aral Gölü’nün TarihiWilhelm Barthold · İz Yayıncılık · 20253 okunma
Reklam
Puan vermedi·420 syf.·
2024 115. kitabı
“Türkler’in tarihini bilmeden İslam tarihini anlamak mümkün olamayacağı nasıl tabii ise, İslam tarihi çerçevesi içine sokmadan Orta zaman Türk Tarihi’ni anlamak mümkün olamayacağı da o kadar tabiidir.” “Müslümanlar’ın Yunan medeniyetiyle İskenderiye’de ve Suriye şehirlerinde tanışmış olmalarına rağmen, başlıca medenî eserler, hattâ ilim sahasında da, Fırat ve Dicle sahillerinde, Küfe ve Basra’da meydana gelmiştir.” “Türk dili, daha XIII. asırda, İslâm dünyasının üçüncü kültür dili sayılıyordu.” “Müslümanların İspanya’da uğradıkları zülüm ve cebri, Müslümanların elinde bulunan Hıristiyanlar hiçbir zaman görmemişlerdir.” “Büyük Türk mimarı Sinan’ın (aslen Rum’dur) yaptığı eserler, san’at bakımından, Avrupa’daki Rönesans devri mîmârî eserlerinden hiç de aşağı değildir.” Tatarca tercümesinden çeviri yapılan eserin dili biraz aşır diyebilirim. İslamiyetin ortaya çıkışı ve gelişmesi hakkında bilgiler sunan kitabı Wilhelm Barthold yazıyor, Fuad Köprülü çeviriyor. Eserin çevirisinde Fuad Köprülü notlar ve ekleme yaparken kitabın aslından daha hacimli bir eser ortaya koyuyor. #MTO’da #100kitaplistesinden #üçüncüaşama kitaplarımızdan birisi olan bu eseri okumamıza vesile olduğu için @yusufkaplanw hocamıza teşekkür ederiz.
1000Kitap
İslam Medeniyeti TarihiWilhelm Barthold · Alfa Yayınları · 201874 okunma
Barthold: Turkestan v epohu Mongol’skago naşestviya
Puan vermedi
Müelliflerce bugüne değin Orta Asya olarak da bildiğimiz Türkistan coğrafyasına dair pek çok eser kaleme alınmıştır. Bunların bir kısmı belirli bir dönemi tetkik eden monografilerken, bir kısmı ise Türkistan’ın umumi tarihini ele alan giriş kitaplarıdır. Bu iki nevîden eserlerin ilmi kudretini ortaya koyan ise müelliflerinin analiz yetenekleri ile birlikte tetkik edebildikleri kaynakların genişliğidir. Barthold’un birçok müverrihin de teveccühünü kazanmış olan anıtsal eseri Türkistan’nı da membasının genişliği ile ilmi kudreti haiz ve günümüze kadar aşılamamış bir eser olarak karşımızda duruyor. Barthold’un eserini bu derece mümtaz kılan unsurlar, onun nasıl bir ilmî zemin üzerinde vücut bulduğunu bilmeye olan ihtiyacı da artırır. Zira bir metnin kıymeti kadar, o metni ortaya çıkaran şartlar, kullanılan kaynaklar ve müellifin takip ettiği usul de önemlidir. Bu sebeple Türkistan’ın telif sürecine ve eserin ilk şekillenişinden neşrine uzanan tarihçesine kısaca temas etmek yerinde olacaktır. Eser esas olarak, ünlü müsteşrikin magisterlik unvanını almak için hazırladığı tezi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak tezi 19 Kasım 1900’de Petersburg Üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi’nde savunduğunda, magisterlik unvanı yerine üniversite senatosunun onayıyla doktor unvanına layık görülmüştür. Barthold’un tez savunma komisyonundaki kendileri de dönemin ünlü müsteşrikleri bulunan üyeler, eserin fevkalade olduğundan kati surette bahsetmişlerdir. Eserin bu başarısında şüphesiz Barthold’un 1893’te çıktığı Orta Asya gezisi ile birincil kaynaklar üzerinde çalışmaya harcadığı uzun mesailerin payı büyüktür. Bunun yanında, eserinin aldığı tüm övgülere karşın yapıtı eksik bulan Barthold, 1900’de çıkan Rusça tercümeye ekler ve düzeltmeler yapmak için Orta Asya’ya ve Batı’ya defaatle seyahatler
Moğol İstilasına Kadar TürkistanWilhelm Barthold · Kronik Kitap · 201796 okunma
Barthold: Turkestan v epohu Mongol’skago naşestviya
Puan vermedi
Müelliflerce bugüne değin Orta Asya olarak da bildiğimiz Türkistan coğrafyasına dair pek çok eser kaleme alınmıştır. Bunların bir kısmı belirli bir dönemi tetkik eden monografilerken, bir kısmı ise Türkistan’ın umumi tarihini ele alan giriş kitaplarıdır. Bu iki nevîden eserlerin ilmi kudretini ortaya koyan ise müelliflerinin analiz yetenekleri ile birlikte tetkik edebildikleri kaynakların genişliğidir. Barthold’un birçok müverrihin de teveccühünü kazanmış olan anıtsal eseri Türkistan’nı da membasının genişliği ile ilmi kudreti haiz ve günümüze kadar aşılamamış bir eser olarak karşımızda duruyor. Barthold’un eserini bu derece mümtaz kılan unsurlar, onun nasıl bir ilmî zemin üzerinde vücut bulduğunu bilmeye olan ihtiyacı da artırır. Zira bir metnin kıymeti kadar, o metni ortaya çıkaran şartlar, kullanılan kaynaklar ve müellifin takip ettiği usul de önemlidir. Bu sebeple Türkistan’ın telif sürecine ve eserin ilk şekillenişinden neşrine uzanan tarihçesine kısaca temas etmek yerinde olacaktır. Eser esas olarak, ünlü müsteşrikin magisterlik unvanını almak için hazırladığı tezi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak tezi 19 Kasım 1900’de Petersburg Üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi’nde savunduğunda, magisterlik unvanı yerine üniversite senatosunun onayıyla doktor unvanına layık görülmüştür. Barthold’un tez savunma komisyonundaki kendileri de dönemin ünlü müsteşrikleri bulunan üyeler, eserin fevkalade olduğundan kati surette bahsetmişlerdir. Eserin bu başarısında şüphesiz Barthold’un 1893’te çıktığı Orta Asya gezisi ile birincil kaynaklar üzerinde çalışmaya harcadığı uzun mesailerin payı büyüktür. Bunun yanında, eserinin aldığı tüm övgülere karşın yapıtı eksik bulan Barthold, 1900’de çıkan Rusça tercümeye ekler ve düzeltmeler yapmak için Orta Asya’ya ve Batı’ya defaatle seyahatler
Moğol İstilâsı Devrinde TürkistanWilhelm Barthold · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 202096 okunma
8/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2025 50. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 09:16
Ordinaryüs Profesör Mehmed Fuad Köprülü, 1890 senesinde İstanbul'da doğmuştur ve yine İstanbul'da Türk Tarih Kurumundan evine yürüyerek döndüğü sırada trafik kazası geçirmiş ve 1966 yılında vefat etmiştir. Aile soyu, soyadından da anlaşılacağı üzere Köprülülere ait olup, silsilesi Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa'ya ulaşır. Fuad Köprülü, ilk olarak Hukuk eğitimi almış olup, sonrasında edebiyat ve tarih sahasında ilerlemiştir. 1910-1913 yılları arasında Kabataş, Galatasaray ve İstanbul liselerinde edebiyat hocalığında bulunduktan sonra, 1913'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne Türk Edebiyatı Tarihi Müderrisi (Ordinaryüs Profesör) olarak tayin edilmiş ve 1940 senesine kadar burada devam etmiştir. Bunun dışında Mülkiye Mektebi'nde, Güzel Sanatlar Akademisi'nde, açılışından kapanışına kadar İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde muhtelif kürsülerde bulunmuş ve Ankara Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi açılınca, bu fakültenin Orta Çağ ve İslâm Tarihi kürsüsüne getirilmiştir. Fuad Köprülü, Avrupa ilim dünyasında da meşhur ve itibar sahibi bir ilim insanıdır. 1925 senesinde Rus İlimler Akademisi Muhabir azalığına seçilen Fuad Köprülü'ye, 1927'de Almanya'da bulunan Heidelberg Üniversitesi tarafından fahri felsefe doktorluğu diploması verilmiştir. Daha sonra, 1929'da Çekoslovakya Şark Cemiyeti ve Alman Arkeoloji Enstitüsü muhabir azalığına seçilen Köprülü, 1934'de Macar İlim Cemiyeti âzâlığına getirilmiş, 1937'de Atina Universitesi, 1939'da ise Paris Üniversitesi Fahri doktoru seçilmiş, 1947'de Amerikan Müsteşrikler (Doğu bilimci) Cemiyeti'nin şeref azalığına seçilmiştir. Son olarak 1959 senesinde Amerikan Tarih Kurumu'na üye seçilmiştir. Fuad Köprülü'nün siyasî hayatı ise ilk olarak 1935 senesinde Kars milletvekili seçilmesi ile başlıyor ve 1943 senesine kadar devam ediyor.
Türk Edebiyatında İlk MutasavvıflarFuad Köprülü · Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları · 1991261 okunma
Reklam
Reklam