Bartum be bartum
Koşedeki dolabı açtı, dolaptaki birkaç parça eşyayı yere fırlattığın biblolar kırıldı; hepsi eskiydi, geçmişten kalmıştı ve artık parçalanmıştı. Bir çarşaf çıkardı, çarşafı yere fırlattığında içinden tozlu bir defter düştü; soluk bile almadan defteri aldı ve yana kaydırdığı masanın üzerine fırlattı. "Ben de ne yapayım, Lâl," dedi ona dönüp bakarak. "Aptal gibi sana şiirler yazdım, bunu gizledim senden. Bak senelerdir durur orada, ne büyük sır ama." Lâl, bakışlarını masanın üzerine çevirdiğinde sanki evi terk etmek üzere olan o kişi abimmiş, babammış, ailemmiş gibi adımlarımı geri geri atıp kapının önüne geçtim; çıkarsa gidişini engellemek için. Koza bile en sonunda "Bartu," diye soludu. "Bunlar sır değil, yapma." "Eh, bir de küçükken animasyon izlediğimizde dans eden karakterleri Lâl çok sevdi diye gizli saklı dans kursuna gittim, bu da sırdan sayılır mı?" Bartu bir adım attı, kapının önüne daha fazla geçtim; Yankı ne yapmaya çalıştığımı anladığında arkamda durdu. "Dur düşüneyim, başka bir sırrım var mı?