Sonuç olarak, 1913'ten sonra yürürlüğe giren Müslümanlık Sözleşmesi'yle başlayan yeni bir devlet, ulus ve birey inşası, 1923'ten sonra Türklük Sözleşmesi çerçevesinde yürütülmüş ve 1938 Dersim harekatıyla birlikte büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu süre zarfında devlet, teritoryal sınırları -Lozan'da uluslararası olarak da tanınan- belli bir toprak parçasında, şiddet ve vergilendirme araçlarını, kültürel/bilgisel sermayeyi ve sembolik iktidarı tekelleştirmiş; böylece bilgileri ve duyguları da merkezileştirmiş, alternatif bilgi ve duyguları yasaklamış, hatta bastırmış; ortak görme, algılama, düşünme, değerlendirme ve duygulanma biçimlerini insanların zihnine işleyerek ortak bilişsel ve duygusal yapılar/şemalar inşa etmiş, insanların içinde yaşadıkları dünyayı bir Türk olarak deneyimlemelerini sağlamış, yani onları Türk bireyleri yapmıştır.