Azizim Marlow, ne kadar boş yere kendini üzüyorsun! Himalaya Dağlarının eteklerinde İngiliz nöbetçisini! Çad Gölü kıyılarında dolaşan İngiliz seyyahını; Cenup Afrika'nın elmas kuyularında çalışan İngiliz mühendisini ne koruyorsa, bizi de o korur: İngilizliğimiz... İngiliz; siz bunun nasıl bir tılsım olduğunu bilir misiniz?
Yalnız, sonuna kadar telaşsız ve ağırbaşlı kalan Captain Jackson Read oldu. Her halis kan İngiliz gibi onun da aklı kendi mensup olduğu devletin siyaseti ve iradesi dışında herhangi bir hadisenin meydana gelmesini imkansız görüyordu. Büyük Britanya'nın asırlardan beri hiçbir bozgun kaydetmeyen tarihi ona yalnız bu güveni değil Türkiye'de şahit olduğu zafer şenliklerine karşı da bir çeşit küçümseme hissi veriyordu. "Niçin bu kadar taşkınlık? Sanki ne oldu!" diyordu. Çünkü, Hindistan tacı yerinde duruyordu. Mısır, Filistin, Irak avcunun içindeydi. Çünkü, denizler üstündeki hakimiyetine hiçbir zayıflık gelmemişti. Çünkü Hint Okyanusu'nun, Atlas Okyanusu'nun irili ufaklı bütün kara parçaları onun cizye vericisi olmakta devam ediyordu. Picadilly Street sakininin yediği nefis kekleri, giydiği ipekli ve yünlü kumaşları, içtiği viskileri vücuda getiren hammaddeler kürenin her yanından bereketli ırmaklar halinde koca metropolün depolarına ve ambarlarına akıyordu.
Şu halde söyleyin bana, azatlık saati ne zaman çalacaktır? Şu yan tarafta, şu mor dağların öte yakasında, görür gibi olduğum kızıllık bir yangın başlangıcı mıdır? Yoksa orada bir şafak mı sökmeye başladı? Size bahsettiğim şu çağdaş Sodom'un üzerine Allah'ın ateşi orada mı yağacak? Ne vakit ol yerden külhan dumanı gibi bir duman çıktığını göreceğiz? Bu kutsal ateşin o Sodom üzerine yağdığı anın içinde olsam da gam yemeyeceğim ve Lût'un karısı gibi bir tuz heykeli olacağımı bilsem de gene bunun nasıl yandığını görmek için dönüp bakacağım.
Nasıl, yine Leylâ mı?.. Evet, yine Leylâ! Her şeye rağmen Leylâ! Aşk vardır ki tutkununu insanüstülüğe kadar yükseltir! Aşk vardır ki esirini şuursuzluğun ve hayvanlığın son basamaklarına kadar indirir. Necdet'i hükmüne alan aşk da işte böyle bir aşktı.