Ezgi

İçimde bir kurbanlık koyun büyüttüm ben yıllarca. Ne kesmeyi ne sevmeyi becerebildim. Kendim için üzülmeye itirazım yok ama acımadan merhamet edebilir miyim? Görmeye bile katlanamadığım parçalarımı kabullenebilir miyim?
Reklam
Biri gelsin istedim. Ömrüm boyunca hep biri gelsin, biri beni bulsun istedim. Şanslıydım da doğrusu. Sadece sen değil, çok kişi, çok şey geldi. Gündoğumları geldi, şarkılar geldi, okuduğum, yazdığım kahramanlar geldi, hısım akrabalar, arkadaşlar geldi, Ogo bile ta Santiago'ya kadar benim için geldi. Ama tek birini arayan öbürlerini bulamaz. Sizi göremiyordum, çünkü başkasını bekliyordum. Hoş, onu bekleyen de ben değildim ya, küçük bir kızın tuttuğu gözcüydüm sadece.
"Buraya bir ev yaktım. Dünden ve yarından daha büyük bir şeye, şimdiye. İstersen yorulduğunda içine saklanırsın. İstersen sana başka küçük evler de yaparım. Küçük oyun odaları, küçük kavga odaları, küçük gülme, ağlama, sevinme, sevme odaları. Göğsümdeki kafese kurarım hepsini, orası güvenli. Bir daha çatısız kalmazsın. Bir daha hiç evsiz kalmazsın."
Kulağına yaklaştım ve "Burası dünya" diye fısıldadım. "Hem tatlı hem ekşi, kekre bir rüya. Burada herkes kaşif sayar kendini, birbirinin bahçesine girer, iz bırakayım derken talan eder. Onları sev ama tutunmaya çalışma. Yalnız kalmaktan korkup kendi bahçende kaybolma.
Bize içimize dikkatle bakmayı öğütleyenler orada kaybolmamayı da öğretseydi ya. Bazı şeylerin üstüne derin derin düşünerek, bazılarınınsa ancak içine gömülmekten vazgeçerek çözülebileceğini
Sayfa 418·Kitabı okudu