İş Bankası Kültür Yayınları’nın basımlarını severek okuyorum; fakat şu sadeleştirme olayından vazgeçmeleri lazım.
Ortaöğretim yaşına gelmiş bir çocuk istikbal, müdafaa, muhafaza, vazife, hile gibi kelimeleri bilmiyorsa, kusura bakmayın ama bu onların ve eğitimcilerin hatasıdır. İnsan kelimelerle düşünür ve onlarla yaşar; okumanın da amacı budur.
Kelimelerin bir ruhu vardır; sadeleştirdikçe bu ruhu öldürüyorsunuz. “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” sözündeki anlamı idrak edemeyecek biri, boşuna o sıraları işgal etmesin. Şunu anlayamayacak biri İstiklâl Marşı’nı nasıl anlar? O hâlde onu da sadeleştirelim!
Ben 24 yaşında, Z kuşağına mensup bir Türk genciyim. Bu gidişle “Z kuşağı için Nutuk” diye bir şey çıkarırlar; bazı kelimeleri de Türkçe yerine İngilizce seçerler. (Zaten kuşağı eğitmek kimsenin umurunda değil, o ayrı.) Gelecekte Türkçe diye bir dil kalmaz, herkes rahatlar. Nutuk’u dördüncü kez okuyorum ve gerçekten bu versiyondan şimdiden sıkıldım.
Türk kökenli kelime vardır; Türkçeleşmiş kelime vardır. Genç kelimesi Farsçadır, onu da kaldırın o hâlde! İktidar Arapça, onu da çıkarın, ne gerek var ki? Düşman da Farsça, onu neden es geçtiniz?
Siz, farkında olmadan “Gerçek Bakanlığı” gibi çalışıyorsunuz. İlk Nutuk’ta Başöğretmen 100.000 ila 120.000 kelime kullanmış. Siz bunu hangi akıl yürütmeyle 30.000 kelimeye kadar düşürdünüz, çok merak ediyorum.
Herkes neredeyse yılda bir kez “eğitim şöyle önemli, böyle önemli” tarzında yazılar paylaşır; sokak röportajlarında iki kelimeyi bir araya getiremeyen gençlerden şikâyet eder… Peki, sorumlusu ortada değil mi?
120.000 kelimenin yarısı gerçekten anlaşılamayacak veya ordunun kullandığı teknik terim olsa bile, geri kalan 30.000 kelime