Her şey aynı, her söz tanıdık. Sanki yaşamım bir döngüye sıkışmış, başkasının cümleleriyle çevrilmiş gibiyim. Düşünüyorum: Bu dünyada benim farkım ne? Eğer başkasının kelimeleri beni benden iyi anlatıyorsa, ben ne için varım?
Geceler boyu bu sorular zihnimi kemiriyor. Kendi sesimi arıyorum, ama ne zaman bir cümle kurmaya kalksam, daha önce duyulmuş, başka bir ağızdan çıkmış gibi geliyor. Beni anlatan kelimeler çoktan tüketilmiş sanki. Ben de kendi cümlelerimi bulamadığımda, başkalarının kelimelerine sığınıyorum, belki de farkında bile olmadan. Ama içimde hep bir eksiklik var, bir huzursuzluk.
Bu hayat bana mı ait, yoksa başkasının gölgesinde mi yaşıyorum? Eğer düşüncelerim, hislerim, varlığım, başkalarının kelimeleriyle ifade edilebiliyorsa, neyin peşindeyim? Kimim ben, bu dünya üzerindeki yerim ne? Herkes gibi mi olacağım, herkes gibi mi düşüneceğim, yoksa kendi yolumu bulabilecek miyim?
Yeniden düşünüyorum. Belki de bu soruların cevabı, kendimi ne kadar bulmak istediğimde saklı. Farklı olmaya, kendim olmaya cesaretim var mı? Başkasının gölgesinden çıkıp, kendi gölgemi yaratabilecek miyim? Yoksa bir ömür boyu başkalarının cümlelerinde mi kaybolacağım?
Bu döngüyü kırmak istiyorum. Kendi kelimelerimi bulmak, kendi sesimle konuşmak istiyorum. Eğer başkasının sözleri beni anlatıyorsa, belki de kendi kelimelerimi yaratma zamanım gelmiştir. Kendi dünyamı, kendi cümlelerimi kurmanın zamanı. Belki de bu, varoluşun en büyük mücadelesi: Kendi sesini bulmak, o sesle dünyaya meydan okumak.
Her cümlede, her düşüncede, her histe kendimi aramaya devam edeceğim. Çünkü bu yolculuk benim, bu dünya benim için de var. Kendi cümlelerimle anlatılmayı hak ediyorum. Eğer bu hayatı başkalarının sözleriyle yaşarsam, gerçek ben hiçbir zaman var olmamış olacağım.
İşte bu yüzden, kendimi