Faika Eskici

Ruhun tekâmülünün sonsuzluğunu kabul etmek bir zorunluluktur. Çünkü hiçbir isimle anamayacağımız, sezgimizin bile hiçbir şekilde ulaşamayacağı o erişilmezliklerin erişilmezliği; ruhların hiçbir zaman olup bitmiş bir hâle, mutlak tekâmül hâline giremeyeceklerini ve sonsuza kadar tekâmül ihtiyaçlarından kurtulamayacaklarını zorunlu kılar. Öyleyse evrenlerin ruhlara erişilmezliğini zorunlu kılan etken, ruhların sonsuz tekâmülden kurtulamamaları hakikatini de zorunlu kılar.
Reklam
Ruh ve evren düalitesinde şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir ki ruhların tekâmül ihtiyaçlarına göre gerçekleşen her davranışına evren parçalarının tam bir uyumla cevap vermesi ancak ruhların bu davranışlarını madde cevheri üzerine yansıtan ve her madde parçasının ve bütününün göstereceği tepkileri de ruhlara yansıtarak geri gönderen aslî ilkenin icaplarıyla gerçekleşir.
Dünyada daima ikilik vardır. Her şeyde, maddenin bütün ışınımlarında, maddenin esasında, ayrıntısında, maddenin değişik biçimleri olup da maddeden arınmış gibi görünen bütün ruhsal hâllerde, cansız denilen maddelerde, canlı denilen maddelerde, bireylerde, bireylerin birbirlerine karşı durumlarında, toplulukta, hislerde, fikirlerde, kısacası gözlemlenebilen ve gözlemlenemeyen dünyanın bütün koşullarında düalite ilkesi ve değer farklanması mekanizması egemendir.Ve maddenin birlik gibi görünen her hâlinde birbirine zıt karakterde ve denge hâlinde iki unsur daima vardır. Bir ünitede bu zıt unsurların var olması şarttır. Çünkü bu olmaksızın madde ortaya çıkamaz, yaşayamaz, dağılır. Ve madde var olamayınca da hiçbir şeyin varlığından söz edilemez.
Şunu idrak etsek biraz
Evrenler, ruhların uygulamalarına yarayan ve o uygulamaların sonuçlarını tekrar ruhlara yansıtan, kendi cevherlerine özgü birer ortamdır. Aktif olan ruhlar tekâmülleri için, pasif olan çeşitli evren cevherlerinin sonsuz olanaklarını -ihtiyaçları oranında- dolaylı olarak kullanarak tekâmül ederler. Ne evrenler var olmazsa ruhların bilemediğimiz kendilerine özgü yüksek ihtiyaçları giderilebilir ne de ruhlar olmazsa evrenlerin varlık nedeni ortada kalır. Bunlar birbirleri ile daima başbaşa yürürler.
Kendinde hareketsiz, şekilsiz ve tesirsiz olan ve kendi kendine hareket etme gücü olmayan aslî madde, dışarıdan kendisine gelen her tesire karşı o tesirin şekliyle, doğrultusuyla, derecesiyle ve şiddetiyle orantılı olarak harekete geçme ve etrafındakilere tesir etme yeteneğine sahiptir. Yani maddede kendiliğinden enerji çıkarma gücü yoktur. Fakat dıştan gelen tesirle hareket etme ve enerji görünümü gösterme olanakları vardır.
Reklam