"Ruhumu okudunuz, fakat nasıl oluyor bu?"
"Birbirimize o kadar çok benziyoruz ki!" diye yanıt verdikten sonra konuşmamı sürdürdüm:
"Acıyı da zevki de güçlü bir şekilde duymak için yaratılmış ayrıcalıklı yaratıklardan değil miyiz? Bu tip insanların duyguları içten büyük karmaşalar oluşturarak arada bir adeta şahlanır, asabi mizaçları da çevre ve doğadan dolayı sürekli keder içindedir. Her şeyin düzensizlik içerdiği bir yere onları koyarsanız müthiş bir şekilde rahatsız olurlar. Ama, hoşlarına giden düşüncelere, duygulara ve kişilere rastladıkları zamanda duydukları zevk büyük heyecanlara kadar varır. Fakat bizim için bir üçüncü durum vardır. Bu durumun mutsuzluklarını, ancak aynı hastalığa tutulmuş olan ve birbirlerini kardeşçe tanıyan kimseler kavrayabilir. İyinin de kötünün de bize işlemediği bir durum söz konusu da olabilir. O zaman boşlukta kendi kendine çalarak duygularımızı belirten, sessizlik içinde kaybolup giden ezgiler çıkaran bir org nedensiz yere coşkulara tutulur ve hiçbir melodi yaratmadan sesler çıkarmaya başlar. Bu yokluğun faydasızlığına baş kaldıran bir ruhun içine düştüğü bir tür çelişkidir. Bu müthiş çelişki, bilinmeyen bir yaradan kan boşanması gibi besinsiz kalmış gücümüzün akıp gittiği bir takım yorucu oyunlardır. Bunlar zarar veren oyunlardır ki, gücümüzün devam ettiği sürede duygular seller gibi akar gider. Bundan günah çıkaran papazın anlayamayacağı müthiş zayıflıklar, anlatılması imkansız hüzünler doğar. Bizim ortak acılarımız böyle değil mi?"