Terör, ne bir fikir akımıdır ne de bir “hak arayışı”. Terör; masumun canını hedef alan, korkuyu silah yapan ve insanlığı rehin alan organize bir alçaklıktır. Çocukların uykusunda, anaların yüreğinde, askerlerin nöbetinde patlayan bu karanlık; hangi adla süslenirse süslensin sadece ihanettir.
Bu topraklarda terör, doğrudan devlete ve millete açılmış bir savaştır. Bayrağı indirmek, vatanı bölmek, milletin iradesini sindirmek isteyenlerin kullandığı en kirli yöntemdir. Silahı tutan kadar, bahanesini üreten; tetiği çeken kadar, “ama” ile başlayan cümle kuran da bu suçun ortağıdır. Terörün gerekçesi olmaz. Kanla yazılan hiçbir cümle meşru değildir.
Devlet, milletin namusudur. Millet, devletin ruhudur. Bu ikisini ayırmaya çalışan her yapı, her söylem, her sessizlik teröre hizmet eder. “Anlayalım”, “dinleyelim” maskesi altında terörü normalleştirenler, aslında katilin elini rahatlatır. Çünkü terör, en çok sessizlikten ve zayıflıktan beslenir.
Unutulmamalıdır ki bu ülke; korkuya boyun eğerek değil, bedel ödeyerek ayakta kaldı. Şehitlerin kanı üzerinde pazarlık olmaz. Devlet, terörle müzakere etmez; mücadele eder. Millet, tehditle yönlendirilmez; kenetlenir.
Terörle mücadele sadece dağda, ovada verilen bir savaş değildir. Zihinlerde, dillerde ve duruşlarda da verilir. Teröre karşı net olmak bir tercih değil, bir vatan borcudur. Çünkü bu mücadelede tarafsızlık yoktur: Ya milletin yanındasın ya da karanlığın.