ama kötü huylar öyle mi? onların zehri kalbin en derinlerine kadar işler ve korkulur ki etkisi, ölümden sonra da binlerce yıl ya da sonsuza kadar devam eder.
-sevap işlediğini sanmak-
hayırlı ve sevaplı işlerin yapıldığı yerde bulunduğunda, oradaki insanlarla birlikte kendisinin de hayır işlediğini, sevap kazandığını ummak da nefsin aldatmacalarındandır. hâlbuki öylesi topluluklardaki insanlar, onun aralarında bulunması ve uğursuzluğu yüzünden hayra ve sevaba erişememiş olabilirler.
nitekim geçmişteki büyüklerimizden birine sorulmuş:
Arafat'taki insanları nasıl buldun?
o da şöyle cevap vermiş:
vakfede öyle insanlar gördüm ki eğer aralarında ben olmasaydım, belki de Allah onların hepsini affederdi.
kalpleri uyanık kişiler kendilerini iyi değil de işte böyle kötü ve günahkâr olarak görürler.
-çare-
kul, günahlarının affedildiğinden yüzde yüz emin olmamalıdır. çünkü yüce Allah onun günahlar işlediğini ve aykırı hareketlerde bulunduğunu her an görüp bilmektedir. o yüzden yapıp ettiklerinden hep utanması ve kendisi hakkında iyi zan değil de kötü zan beslemesi gerekir.
nitekim Fudayl bin Iyaz kendi nefsine şöyle seslendirdi:
affedilmiş olsam bile, senin yüzünden yazıklar olsun bana!
Ebu Süleyman Dârânî şöyle demiştir:
"akşam yemeğinden bir lokmayı terk etmek bana bütün geceyi sabaha kadar ibadetle ihya etmekten daha sevimlidir."
O yine şöyle demiştir:
"Allah katında açlık O'nun hazinesindendir ve açlığı sadece sevdiği kuluna verir."
sufîler "ben", "biz", "benim için" ve benzeri sözleri kullanmazlar.
Peygamberimiz aleyhisselam izin isteyen birine "kim o?" deyince o kişinin "ben!" demesi üzerine, "ben! ben!" diyerek bu sözden hoşlanmadığını göstermiştir.
Ebu Mansur şöyle dermiş:
kul 'ben' dediğinde Allah Teâlâ "yazıklar olsun sana! sen değil, benim!" buyurur. buna karşılık kul "Yarabbi sen" derse o zaman da Yüce Allah "hayır kulum, sensin" buyurur. böylece kulun dileği Allah'ın dilediğine dönüşür.