BU İNCELEME, KİTAP HAKKINDA SPOILER İÇEREBİLECEK UNSURLARA SAHİPTİR. KİTABI HENÜZ OKUMADIYSANIZ, BU İNCELEMEYİ ESGEÇMENİZİ ÖNERİRİM.
YABANCI - ALBERT CAMUS
Hayatımızı toplumun pek çok konuda yaptığı ortak dayatmalara göre mi şekillendirmeliyiz; yoksa kendi yolumuzu çizmek adına toplumdan tamamen uzak mı durmalıyız?
Albert Camus'nün yayınlamış olduğu ilk roman olan ''Yabancı'' merkezine bu soruyu almaktadır. Romanın anakarakteri Bay Meursault; duygusuz, zevksiz, sağduyuya sahip olmayan, umursamaz ve tabiri caizse 'pislik' bir insandır. Tabii ki, az önce bahsi geçen tanımlar, tamamen toplumun kabul etmiş olduğu, yazılı olmayan genel ahlak kurallarına dayanılarak yapılmış tanımlardır.
Bay Meursault, yukarıda bahsini geçirdiğim soruya ikinci yanıtı vermiş; kendini her zaman toplumun kabul ettiği genel yargılardan, ahlak etiğinden, toplumsal kültür, hukuk ve eğitim unsurlarından soyutlamıştır. Öyle ki, Fransa'da gördüğü Felsefe eğitimini bu sebepten ötürü yarıda bırakmış, işlediği cinayetten ötürü çıkarıldığı mahkemede kendisinin toplumdan farklı bir biçimde hareket ettiği -annesinin ölümüne üzülmemesi, yahut cinayet işlerken aşırı soğukkanlı kalması gibi- için, mahkeme heyeti tarafından objektif bir biçimde yargılanmadığına kanaat getirmiştir. Meursault'a göre, cinayet işlediği gerekçesiyle çıkarıldığı mahkemede, annesinin ölümünün ardından bazı zevk verici faaliyetler yaptığı için yargılanmıştır. Yani mahkemenin ana odağı tamamen kaymıştır.
Şimdi siz saygıdeğer okurlara çok önemli bir tanım vermek durumundayım;
Absürdizm nedir, bilir misiniz? Absürdizm'e göre herhangi bir Tanrı olmadığından evren tesadüfen oluşmuştur. Bundan mütevellit, insanın varlığının hiçbir anlamı yoktur. Ayriyeten Tanrı olmadığı için, insanın kendi hayatına bir anlam verme çabası da