Kübra Herdem, bir alıntı ekledi.
11 dk.

Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile.. sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Hakime Hanım, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Orijinal adı 'Brief einer Unbekannten' olan öykünün tamamı bir mektuptan oluşuyor. Karakterlerimizin ismini vermemiş belki ama çektiği acıyı fazlasıyla hissettirmiş Stefan Zweig.

Kitabımız yazar R.'ye gelen bir mektupla başlıyor. Üzerinde bir hitap dışında bir şey yazmayan bir mektupla.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana."


Mektubu okumaya başlamasıyla acı veren tesadüflerle karşılaşıyoruz. Bir çocuğun, komşusu olan yazara koşulsuz bağlılığının büyüyüp vazgeçilemeyecek bir keşmekeşe dönüşünü genç bir kadının mektubunda yeniden yaşıyoruz. Bazen büyük bir serzenişle sesini yükseltiyor sonra da küçük bir kız çocuğu gibi suskunlaşıp geçmişe dönüyor. Okurken kendinizi bu kadının yerine koyuyorsunuz ister istemez. Her zaman bilinmeyen bir kadın olmanın acısını her satırda yeniden yaşıyorsunuz. Aşağıdaki satırları kaç kez okudum bilmiyorum ancak her okuyuşumda daha da derinden etkiledi beni. Buradaki çaresizlik bile kalp kırıcı...

"Sabret sevgilim; sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."


Burada hovarda yazara duyulan hislere aşk mı demeli yoksa saplantı mı bunu bir türlü çözemedim. Her zaman yazara olan hislerinin önünü geçemeyen kadın bilinmeyen olmaya razı geliyor ve bu yine sizi düşünmeye itiyor. Bir cümle okuyunca saf bir aşk görüyor buruk bir şekilde gülümsüyorsunuz sonra kadına seçimleri yüzünden kızıyorsunuz. Belki bunu okuduğunuz diğer kitaplarla da yaşadınız ama böylesine acı bir ikilemi belkide hiç bir karakter size yaşatmadı.Bir tarafta bir annenin yaşayabileceği en büyük acı diğer tarafta bir aşığın paramparça olmuş kalbi...

Fazlasıyla içten karşılıksız sevmenin belkide en başarılı aktarımı bu kitap.Karşı cinsini olan birinin iç dünyasında hislerini mercek altına alan Stefan Zweig kendine hayran bırakıyor doğrusu. 68 sayfa olmasına rağmen her cümle arkasında büyük bir etki, yoğun bir anlam bırakıyor böylesine sade bir dille yazılmış olmasına rağmen oldukça etkili. Olayları tüm incelikleri ile anlatmak istesem bile okumak isteyenleriniz için bunu mahvetmek istemediğimden kısa kesiyorum. Son bir şey söylemem gerekirse kitabın son satırını okuduğumda böyle bir sevmek görülmemiştir belki diye düşünmekten alamadım kendimi.

Dosto'nun Müridi, bir alıntı ekledi.
41 dk.

Sevmek zor geliyor. Alışmamışım yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazen atlıyorum. Boşluklar oluyor. Bunları boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum. Oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzü
nün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 453 - İletişim Yayınları)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 453 - İletişim Yayınları)

Kitabı spoiler vermeden anlatmak gerçekten çok zor şu kitabı okuma kararını incelemelerden ve arkadaki kapaktan veremezsiniz muhtemelen . Arkadaşımın tavsiyesiyle başladığım ikinci Buket Uzuner kitabı oldu ilk kitaptan sonra bu kitabı onun yazdığına emin olamadığım en sayko kitaplardan biri olarak hafızama kazıdığım ne anlatıyor diye bu ya sorgulatan bazen sinirlendiren bazen güldüren enteresan hayal gücü sınırları zorlanarak yazılmış bir kitap . Karakterlere çok şaşıracaksınız Farklı bir kitap arayanlara tavsiye ediyorum .

gökçe türkkan, Filin Yolculuğu'yu inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Saramago rüzgarına, Filin Yolculuğu uçurtmasıyla katılmam iyimiydi bilemiyorum çünkü bu okuduğum ilk kitabı. Deneyimli okur arkadaşlardan daha çok Kabil ya da Körlük ile başlamam gerektiği konusunda tavsiyeler gelmişti. Etkinlik yapılınca elimdeki ilk edindiğim kitabıyla başladım. Diğerleri de aklımda.
Değişik bir tat, yazım tekniği, anlatım biçimi donanmış Jose Saramago. Muzip, esprili diliyle, kitabı hoşlanarak okudum. Okurken gülümseten bir yazar bence iyidir. Dilbilgisisavar bir duruş ve virgül zebil bir yazarla karşı karşıya kaldım :) Sadece Nokta ve virgül haricinde işaretler dünyasıyla görüşmeyi tercih etmiyor Saramago. Konuşma çizgilerini de kullanmaması sayesinde diyalogları bazen birbirine dolandırdım, okuyup alışkanlık kazandıkça ısrarla olmalıydı o çizgiler takıntım silindi benim kafamda...
Hikaye, Süleyman adında hediye bir fil ve onun alter egosu olan terbiyecisi Subhro'nun Portekiz'den başlayıp, Viyana'da son bulan Krallararası yolculuğunu anlatıyor. Bu yolculuk kimi zaman zorlu, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman da çetrefilli geçiyor. Süleyman bu yolculukta ağır cüssesiyle oldukça yavaşladığında, semirdiği saman balyalarıyla, yaptığı siestalarla ve Subhro'nun sıcak kollarıyla direnecek gücü buluyor. Alplerdeki birkaç serseri kar tanesini saymamayı tercih ediyor yazar...
Saramago hikayenin içinde durup bir de okuyucuyla da konuşuyor, bana da bir bak az söyleyeceklerim var der gibi. Politik eleştiriler savuruyor, krallığa, otoriteye, çok şey bildiğini zanneden rahiplere hatta Tanrıya bile. Tanrıdan mucize istemek gibi bir densizlik etmeyiz, en fazla bakire Meryem'in başını ağrıtırız, o mucize konusunda fena sayılmaz diyor :) İlk kez fil gören halkın duygularına tercüman olurken bile alaycı bir mizaha başvuruyor. Subhro' eğitimsiz, basit bir fil terbiyecisi olmasına rağmen, çoğu yerde ve çoğu kişiye akıllıca, bilmiş, biraz da ukalaca konuşturuyor. Yazar alt tabakadan gelen bu karaktere renkli özellikler ekliyor ki, hikaye cazip hale gelsin, yoksa Subhro sıradan bir adam gibi sadece filin yemini, suyunu verip, bakımını yapsın. En iyi dersleri basit insanlardan öğrendiğimize kuşku yok diye dile getiriyor yazar bunu.
Ben yazarı bu kitabıyla da hoş bir şekilde keşfetmiş bulundum. 1998 Nobel Ödülü alan bu gülümseten kitabı, Saramago sevenlere tavsiye edebilirim. Kitabın arkasındaki fotoğrafında gülümseyen yazar gibi ben de bir çok yerde gülümsedim.

Sevde, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Ölümün de kendine has bir bilgeliği var, bazen kendinden çok ona güvenmek gerek.

Doğu'dan Uzakta, Amin Maalouf (Sayfa 28 - YKY)Doğu'dan Uzakta, Amin Maalouf (Sayfa 28 - YKY)