Esra Düzgün

Esra Düzgün
@bazikonular

Esra Düzgün

, bir kitabı okumaya başladı
James Joyce
7.5/10 · 3.003 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Galiba Dergi
BEKRİ Uyandığında gördüğü rüyanın etkisiyle dakikalarca kendine gelemedi. Kafasının içinde ki her şey boşalmıştı sanki bir müddet etrafa boş boş bakındı. Göğsü hızla kalkıp iniyor, alnından boşanan terler gözlerini acıttığı için sık sık gözlerini kırpıyordu. Kendine gelince hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ağlamaktan bitap düşmüştü ki minareden yükselen sesle kendini toparladı. Bitkin bir halde abdestini alıp, namazını eda ettikten sonra gördüğü rüyanın hayırlara vesile olması için canı gönülden dua etti. Gün ışıyınca korumalarına onu doğup, büyüdüğü kasabaya götürmeleri için emir verdi. Kasabaya gelir gelmez bu mevkilere gelmesine vesile olan Mürsel’i sordurttu ama sordurttuğu herkesten tanımıyorum cevabını aldı. Arabayı bir bakkalın önüne çektirip bizzat sormak için içeri girdi ama bakkaldan da umduğu yanıtı alamadı tam kapıdan çıkacakken müşterilerden biri ‘’bir dakika kaymakamım siz şu bizim ayyaş Mürsel’i mi soruyorsunuz yoksa.’’ dedi. Rıdvan büyük bir heyecanla arkasını dönerek ‘’evet o’’ dedi. Adam ‘’iyi de sizin onunla ne işiniz o…’’ diyecekken Rıdvan’ın çatan kaşlarını görünce ellerini kenetleyip ’’yanlış anlamayın, şaşkınlığımı mazur görün kaymakam bey Mürsel bu sabah bir ağacın dibin de ölü bulundu da’’ deyip sustu. Etraf derin bir sessizliğe büründü Rıdvan’ın yüzü bembeyaz oldu, sendeleyince korumalar kolundan tutup bir sandalyeye oturttu. Orada ki herkes şaşkınlık içinde Rıdvan’a bakıyordu Rıdvan’sa geç kaldım diye dizlerini döve döve ağlıyordu. ‘’defnedildi mi peki’’ ‘’hayır kaymakamım hoca cenazeye katılacak cemaat bulamamış yarın civar kasabalardan adam getirtip öyle kılacakmış’’ deyince Rıdvan’ın gözlerinde biriken acı yerini öfkeye bıraktı. ‘’ne demek kimse katılmadı’’ bakkal bir an boş bulup ‘’şey… Ayyaş ya…’’ deyince Rıdvan büyük bir hiddetle
Galiba Dergi
HÜMA İnsanın ömrü bir ezan ve bir sala arasında geçen üç, beş günden ibaretmiş gerçekten de. Bugüne dedem için minarelerden yükselen sala sesleriyle başladım. Aslında başlamış da denemez, başlamış olmak için dünle bugünün arasına göz kapaklarımın girmiş olması gerekiyordu. Oysa ben bütün geceyi dedemin boş yatağına bakarak geçirdim. Teyze oğlunun haydi kalk abdest al diye seslenmesiyle ayrıldı gözlerim yataktan. Konsolun üzerindeki mendili gördüm banyoya giderken. Dedemin abdest aldıktan sonra kurulandığı mendildi. Ninem nişanlıyken işlemiş o mendili dedem de öyle hürmet etmiş ki bu mendil ancak aklandıktan sonra kullanılabilir diye abdest sonrasına layık görmüş. Elime aldım kullanılmaktan sararmıştı, yanlarındaki danteller de sökülmüştü iyice. Dedemin kullandığı hacı esansının kokusu sanki mendilin tüm ipliklerine sinmişti. Mübarek temizliğine pek bir düşkündü, bu kokuyu sürmeden camiye gittiğine de hiç şahit olmadım. Abdest aldıktan sonra dedemin mendiliyle kurulandım, bolca sürdüm mis kokusundan boynuma başka türlü uğurlamaya utanırdım yoksa. Tabut omzumuzdayken tüy gibi olmuştu, herkes şaşkındı. Komşu Akif amcanın "Giderken bile millete zorluk vermedi." Dediğini duydum. "Herkesin herkese zorluğuyla nam saldığı bu dünyada giderken bile zorluk çıkarmamak... Eşref-i mahlükat böyle oluyor demek ki." diye söylendim içimden, musalla taşına tabutu koyarken. Namaz, helallikler, defin işlemleri, hoca telkini... Hepsi hızla geçip gitmişti. Cemaat dağılmış, hoca dedemle yalnız kalmıştı. Ben de güya son kez vedalaşmak için uzakta bir mermere oturup hocanın mezarlıktan ayrılmasını bekledim. Ama ıslak toprak yığınına bakınca ağlamaktan başka bir şey yapamadım. Buradan ayrılmalıydım. Biraz daha kalırsam dedemin yanına yeni bir mezat daha kazılacaktı yoksa. Orası nineme ait,
Edebiyat
Galiba Dergi
PETUNYA Nefes nefese uyandı uykusundan, alnından boşanan terler gözlerini acıtıyordu, koşar adımlarla mutfağa gidip, musluğa yöneldi ve ağzını dayayıp kana kana su içti. Son zamanlarda sık sık oluyordu bu ve buna anlam veremiyordu. Ne kâbus görüyordu, ne de yüksek bir yerden düşüyordu. Peki, neden böyle bölünüyordu uykuları? Geceleri ansızın uyanarak, gündüzleri ise olanların sebebini düşünerek geçirmeye başlamıştı artık. Bünyesi iyice zayıflamıştı, gözlerinin altı morarmış ve şişmişti, yüzü de sapsarı kesilmişti. İş yerinde ki arkadaşları topluca patronun yanına gidip ona bir müddet izin vermesi için adeta yalvarmışlardı. Huysuz ve sağlam bir torpil sonucu o mevkiye gelmiş patronları daha fazla ısrarlara dayanamamış, işe dinç ve verimli olacak şekilde gelmesi şartıyla 1 haftalık izin vermişti. Dinç ve verimli olması için dinlenmesi gerekiyordu ama nasıl? Elinden bir şey gelmeyeceğini anlayınca doktora gitti ve durumunu anlattı. Tedavi sonunda doktor, sağlam bir uyku ilacı yazdığını ve bunu içince aralıksız uyuyacağını söyledi. Haklı çıktı ilaçlar sayesinde iki gün rahat bir uyku çekmişti. Ama bünyesi hemen ilaca alışmış olacak ki üçüncü gün ilaç tesir etmedi ve yine nefes nefese bölündü uykusu. Önceden uyandıktan bir müddet sonra nefesini toparlayabiliyordu fakat bu sefer öyle olmamıştı. Yerine gelmeyeceğini anlayınca kendini hızlıca dışarıya attı ve zorla havayı solumaya çalıştı. Sonunda nefesini toparlayabilmişti. Alnında biriken terleri hissettiği elinin tersiyle silip çöküp kaldığı yerden ayağa kalktı. Nefesi yerine gelmişti ama üzerinde bir hafiflik ve havada da ağır bir kan kokusu vardı. Etrafa ve koluna bakınca kendine gelmeye başladı. Artık bu ansızın uyanmalarının sebebini anlamlandırmıştı. Aslında kendisi iyi bir bölüm bitirmiş, devlet bünyesinde çalışan
Edebiyat

Esra Düzgün

, 1000Kitap'a katıldı.