Ne acıdır ki Allah, Yehova, Tanrı -ona ne ad verdiğiniz önemli değil- günümüzde yaşamıyordu, çünkü yaşıyor olsaydı bizler hala cennette olurduk. O ise ön kararlar, son kararlar, yargıtay, danıştay, içtihat, müdafaa, temyşz, tashih karar derken, gırtladığına kadar hukukla boğuşuyor olurdu Adem ile Havvatı cennetten kovuşunu haklı göstermek için. Ne de olsa yasalarda yazılı olmayan keyfi bir kuralı çiğnemişti onlar: iyi ile kötüyü ayırt eden Bilgi Ağacı’nın meyvesini yemeyeceksin.
Tüm tanıdıkları onu gıpta edilecek bir kadın gibi görürlerdi ama bu görüntüyü sağlamak, kendisi için yarattığı bu imaja uygun davranmaya çalışmak hemen hemen tüm enerjisini tüketmişti.
Tanrılarımız bize benziyorlar, derdi ama neden benzesinler ki? Bu soruya verdiğim hiçbir cevap onu tatmin etmedi, ta ki pes edip onları biz uydurduğumuz içindir diyene kadar. Bize benzeyen tanrılar yaratıyoruz çünkü başka bir şey bilmiyoruz. Bu nedenle tanrılar bizim gibi değiller de daha ziyade bizim yarattığımız şeyler. Sophon eğer atlar birbirleriyle konuşabilseydi atlara benzeyen tanrılar yaratırlardı diye düşünüyordu.