...kafamızda yaşayan hayal binası, Başkumandan vekili Enver Paşa'nın şöyle bir emriyle birden çöktü, dağıldı:
"Sancaklarımızı sardık ve kılıçlarımızı kınlarına koyduk. Düşmanlarımıza Vilson'un 14. maddesi prensiplerine dayanarak, sulh teklif ettik. Mütareke olacktır. Ateş kesiniz!" (Kasım, 1918)
...
Bütün cephelerde son zaferi, son ve kesin zaferi bekliyorduk. Bize son zafer vaat edilmişti.
...
Hayır diyorduk, savaş bitmiş olamaz.
...
Bulduğumu sandığım suyu gene kaybetmiştim...
Sarışın, mavi gözlü, kumral sakallı yaşlı bir Rus askeri yürüyordu. Kucağında kocaman bir ekmek somunu taşımaktaydı. İyice yaklaştıkları zaman, bu somunun ortasına bir avuç tuz yerleştirilmiş olduğunu gördüm. Yaşlı asker bu somunu, duygulu, gülümser bir ifadeyle bana doğru uzattı. Bu, Balkanlar'da bilinen bir İslav adeti idi. Sulh ve dostluk demekti.
Bizim tabur kumandanı, sade, babacan, kendine göre meraklı bir insandı.
Bazen hepimizi etrafına toplar, örneğin:
- Nedir şu sosyalist dediğin, Bolşevik dediğin yahu! Yok mu şunu anlatacak biri ? diye sorar cevap beklerdi.