Beni perişan eden, bütün o eski hallerim, duygularım, anlayış ve her şeyi öyle görüp öyle duyuşlarım bana ait değil miydi, duygularım bana ait değilse ben kimin hayatını yaşadım? Insan hayatına bir hatıra imiş gibi bakabilir mı? Şimdi kimin neyini elde etmeye, giymeye çalışıyorum o zaman? Hem de söylemek kolay değil ama kendimi daha da yadırgıyorum. Ömrüm boyunca ruhum içine girip rahat edebileceği bir beden, bir kalıp, bir çevre bulamadı. Beraber bulamadık.
Dünyamın en acı günlerindedi o günler. Başka müzikler çalarken kıpırtısız kalmak,susmak isterken konuşmak, yalnızlık isterken hep kalabalıkta kalmak, susmak isterken konuşmak, eskinin değil şimdiki halin güzel ve doğru olduğu ifade edilirken sisler, buğular içinde kalmak, içimin tam anlamıyla çatırdağını, belki benliğimin göç ettiğini yer ve kılık değiştirdiğini sezmek ama onu da bir daha ayrılmadan önceki haliyle asla bulamamak, ne önceki ne sonraki gibi olabilmek, kendi içinden göç etmek ve elbette kaybolmak, kendini kaybetmek.
"Insanlar bir şey görmüyor, anlamıyor," diye şikayet edene şaşarım, kim görülmek anlaşılmak ister ki, gördüğünü kucaklayabilecek kim var ki, bir de görülmekten söz edebiliyor.