“Acizane, korkunç yalnızlığına, insanların, Tanrı’nın zalimliğine, Tanrı’nın yokluğuna ağlıyordu... “Niçin bunu böyle yaptın? Niçin beni buraya getirdin?.. Ne yaptım ben, ne yaptım da bu acıyı çektiriyorsun bana?..””
“Oradakilerin hiçbiri bilmiyor, bilmek istemiyor, acımıyorlar. Eğleniyorlar (uzaktan, kapalı kapının üstünden seslerin uğultusunu, çalgı seslerini duyuyordu.) Vız geliyor onlara, ama kendileri de ölecekler. Aptallar! Ben biraz önce, onlar biraz sonra... Ama onların da başına gelecek. Oysa orada coşup duruyorlar.”
“Bu ölüm herkeste, görevlerde yapılması ihtimali olan değişikliklerle ilgili düşüncelerin yanı sıra, yakın bir dostun ölümünü duyan herkesin hissettiği gibi, ölenin kendisi değil de başkası olması sevincini uyandırmıştı.”