“Mevlâ Tealâ Sure-i Maide'de şöyle buyuruyor:
• يَآيُّهَا الَّذِينَ امَنُو اتَّقُوا اللهَ وَبُتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (٢٠) )
"Ey iman edenler! Allah'a kavuşmak için vesile arayın ve onun yolunda cihat ediniz ki, belki felâh bulursunuz."
(Ayet: 35)
Bir yabani elma veya armut kendi basina kırk sene dursa ehil olur mu? Olmaz. İlla aşılamayı bilen biri lazım. O kişi ehil bir meyveden bir çubuk alır, onu keser, yarar aşılama işini yapar.
Aynen bunun gibi sanki her insan da yabani elmadır. Her ne kadar İslâm fıtratı üzere olsa da onu mürşid adam edecektir.
Firavun kendi başına bir şey oldu mu? Hayır olmadı. Eflatun çok az yemek, içmek ve uyumaklarla keşifler elde etti.
Ama İmam-ı Rabbani Hazretleri onun hakkında 313. Mektupta şöyle buyurur: "Ahmak Eflatun nefsinin safasına (aldatıcı paklığına) güvendi, kendisini beğenip İsa (Aleyhisselâm)’ın peygamberliğini tasdik etmedi. "Biz hidayeti bulmuş kimseleriz, bizi hidayet edecek kimseye ihtiyacımız yoktur," dedi.
Eğer kalbini karartan safası olmasaydı, hayale ve keşfe dayalı suretlere aldanmaz, saadete kavuşmaktan geri kalmazdı.
Bu karanlık safayı görerek kendini nurlu sandı.
Bu safanın nefsi emmarenin ince kabuğundan içeri giremediğini, nefsinin eskisi gibi pis ve kirli olduğunu anlayamadı.
Nefsinin ancak şeker kaplanmış necasete döndügünü göremedi.
Eflatun Nefs-i Emmaresine tealluk eden safayı İsa (Aleyhisselâm)’a inanan kalbin safası gibi sandı. O imanlı kalbin sahibi gibi kendini de nurlu ve temiz gördü. Bunun için de o yüce peygamberlere uymak nimeti ile şereflenemedi, sonsuz felakete sürüklendi.
Bir güğüm kendi başına musluktan dolmaz. Güğümü sen musluğun altına koyacaksın ki, dolacak. Yoksa musluk akar, durur. Güğüm de kırk sene oradan bakar.
Sütü aşlayınca yoğurt