Biliyorum, evet, bugün artık daha yumuşak olsun diye “görme engelli” deniyor... Sağır olanlara “duyma engelli” deniyor... Peki aptallara ne diyeceğiz? “Anlama engelli” mi? Biliyorum... Guy Bedos youtube.com/watch?v=RvV3XTQ...
Harvey
Success for my buddies, success for my friends Success is the only thing I understand Head back home to the place I grew up Give my medals to the ones that I love I'll chase Harvey through the door in the wall He says, "Never catch me, never miss me at all" Drool comes down from the corner of his mouth I say, "I love you Harvey, you cut it out" I love winning baby I want it all I wanna prove that I got the balls Harvey keeps on playing with his food He doesn't understand what big boys do He wakes up in the middle of the night I run in and turn on the light Run my hands through his short black hair I love you Harvey, I don't care
Müzik
Reklam
DİKTATÖRLÜĞÜN İNŞAASI
Konsolidasyon sürecinin ilk adımı, her zaman potansiyel rakiplerin tasfiye edilmesi. Bu tasfiye, fiziksel eliminasyondan siyasi marjinalleştirmeye kadar geniş bir yelpazede gerçekleşebiliyor. Stalin’in 1936-1938 yılları arasındaki “Büyük Temizlik” dönemi, bunun en uç ve en kanlı örneğidir mesela. Sovyet siyasetinin eski devrim kahramanları, Kızıl Ordu’nun en yetenekli komutanları, parti bürokrasisinin üst kademeleri; milyonlarca insan ya kurşuna dizildi ya Gulag kamplarına gönderildi. Napolyon’un yükselişi sırasında Murat, cesaretin, sadakatin ve gösterişin sembolüydü. 1808’de Napolyon onu Napoli Kralı yaptı. Ancak tahta geçince iktidarın rüzgârı yön değiştirdi: Murat, Napolyon’un gölgesinden çıkmak, kendi hanedanını kurmak istiyordu. Bu nedenle Fransa ile Avusturya arasında denge siyaseti güttü, kimi zaman Napolyon’a sırtını döndü, kimi zaman yeniden ona bağlandı. 1815’te Napolyon Elba Adası’ndan kaçıp yeniden iktidara (Yüz Gün) yürürken Murat da kendi krallığını kurtarmak için Avusturya’ya karşı savaşa girişti — ama yenildi. Tahtını kaybetti, kaçtı, sonra Napoli’ye gizlice dönüp halkı ayaklandırmaya çalıştı. Fakat yakalandı. Ve işte o trajik sahne: Bir zamanlar binlerce askerin önünde parlayan o mareşal, eski yoldaşlarının kurduğu askerî mahkeme tarafından yargılandı. Savunma yapmayı reddetti. Duruşmada şöyle dediği anlatılır: “Kral Murat konuşmaz. Kral Murat ölür.” 13 Ekim 1815’te, Calabria’daki Pizzo kalesinin avlusunda idam mangasının karşısına geçti. Kendi emrini kendi verdi, gözlerini bağlatmadı. “Nișan alın kalbime, dostlarım,” dedi ve ateş edildi. Böylece, Napolyon’un romantik imparatorluk rüyasıyla birlikte, ona en sadık ve en tutkulu figürlerinden biri de tarihin tozuna karışmış oldu. Keza Troçki’nin 1929’da sürgüne gönderilmesi, ardından 1940’ta Meksika’da
Tarih-Araştırma
Diktatörlüklerin Yıkılması
UCLA’da (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles) siyaset bilimi profesörü olan Barbara Geddes, çalışmalarında diktatörlükleri askerî, tek parti ve kişiselleşmiş rejimler olarak sınıflandırıyor ve her birinin çöküş biçimlerini, güç transferi dinamiklerini karşılaştırmalı veriyle analiz ediyor. Geddes’a göre diktatörlüklerin sonu genellikle bir devrim değil, içerden gelen çözülmelerle oluyor.
Tarih-Araştırma
"Kırlangicin biri kiliseye habire pislemektedir. Papazın aklına bir fikir gelir; odasina bir bardak rakı koyup kuşu oraya çekecek, yakalayacak ve uzak bir yerde serbest bırakacaktır. Tuzak işe yarar, kırlangıç konar bardağa , rakıyı içer ve kendinden geçer. Papaz usulca eline alır onu ve şöyle der: "Sen eğer iyi bir Hıristiyan olsaydın kilisemi kirletmezdin. Yok, iyi bir Müslüman olsaydın eğer, rakı içmezdin... lyi ki dönmesin." Adıyamanlı Bedros'un anlattıklarından
Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı Kodundan Liyakat ve Adalete:
Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı Kodundan Liyakat ve Adalete: Ezberden Yaratıma Cevat ORHAN Giriş Çağımızın karmaşık sorunları, geleneksel, tek boyutlu düşünce biçimlerinin sınırlarını aşan yeni bir yaklaşım gerektiriyor. Bu makale, evrenin temelinde yer alan Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı'nı merkeze alarak, toplumsal krizlerin altında yatan nedenleri analiz etmeyi ve Mutlak Sonsuz'dan ilham alan, bütüncül bir çözüm modeli sunmayı amaçlamaktadır. Bakış açımız, evreni ve toplumu mekanik ve önceden belirlenmiş bir sistem olarak görmek yerine, bilinçli bir şekilde yaratılan ve sonsuz olasılıkları barındıran dinamik bir alan olarak tanımlar. Bu çerçeveden bakıldığında, liyakatsizlik, ekonomik eşitsizlik ve ahlaki çöküş gibi sorunlar, aslında kolektif bilincin içinde bulunduğu düşünsel bir krizin yansımalarıdır. Diyalektik Çıkmazı ve Toplumsal Uçurumlar Klasik sistemin temelinde yatan diyalektik düşünce, bir tezin ve antitezin çatışmasından tek bir sentez üretir. Ancak bu doğrusal mantık, liyakatsizlik ve ekonomik uçurumlar gibi sorunlara yol açar. Bu durum, toplumsal anaforculuk ve geri kalanla arasında derin uçurumlar oluşmasına neden olur. Kuantum Fiziği ve Yaratım Alanı Kodu Modern fiziğin öncüleri Werner Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi ve Niels Bohr'un Kuantum Mekaniği, evrenin kesin bir gerçeklikten ibaret olmadığını gösterir. Bu süperpozisyon durumu, bizim Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı'na bakışımızı destekler. Bu alan, sadece fiziksel bir olgu değil; aynı anda tüm potansiyelleri barındıran ve bilinçle şekillenen bir enerji ve bilgi ağıdır. Bu alanda her sorun, tek bir doğruya indirgenemez; aksine, birçok potansiyel çözüm ve olasılık aynı anda var olabilir. Planck ve Nikola Tesla'nın enerji ve titreşim teorileri, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve
Reklam
Reklam