Ben iyi ya da kötü olmak için değil, kendim kalabilmek için bedel öderim.
Reklam
bedel
Yandım ki yandım, Kandım ki kandım, Ah, bir aşk uğruna; Gençliğimi yaktım! Baktım ki baktım, Daldım ki daldım, Ah, bir yâr uğruna; Canımı yaktım! Yürüdüm de yürüdüm, Koştum da koştum, Ah, bir hayal uğruna; Evimi yaktım! Düşledim de düşledim, Düşündüm de düşündüm, Ah, bir sevgili uğruna; Herkesi yaktım!
Bugün 21 Haziran. Herkes yılın en uzun gününden bahsediyor. Oysa benim için en uzun gün, takvimlerin gösterdiği bu tarih değil; seninle geçirdiğim, yanımda seni hissettiğim. Başının omzumda olduğu, kalp atışlarını hissettiğim o küçük dakikalar varya, İşte benim en uzun zamanım orda saklı. içinde huzur var, mutluluk var, özlem var, sevgi var ve sana dair kurduğum tüm hayaller var. O yüzden kısacık dakikalarım benim için hep 21 Haziran. Bugün güneş gökyüzünde herkese biraz daha uzun süre eşlik etti. Tıpkı senin her içime doğup günümü aydın ettiğin gibi. Sana olan sevgim, senli günlerim, seninle geçirdiğim zamanlar ve sensiz olduğum geceler. Bunların bir zaman ölçüsü yok. Diyemem bir gece sensiz uyudum diye, Asır sürer her gece. Yine diyemem sana sarıldım bir kaç dakika diye, Koca bir mevsim değişir bende. Anlayacağın sevgilim benim senli günlerim Saatlerle, günlerle, aylarla hesaplanmıyor. Bir bakışın, bir gülüşün, bir mesajın bile koskoca bir güne bedel oluyor. Ve ben her geçen gün seni daha çok severken, seninle geçen her anın, her hatıranın değerini çok iyi biliyorum. Eğer bugün yılın en uzun günü ise, ben dileğimi şimdiden tutuyorum, Hayat bana seninle geçireceğim daha çok gün versin. Elini tutabileceğim, gözlerine bakabileceğim, birlikte gülebileceğim, anılar biriktirebileceğim uzun ve güzel günler… Benim en güzel mevsimim sen, en güzel anım sen, en uzun ve en anlamlı günüm de seninle geçirdiğim gün.
Bir kez daha anladım; en büyük özlem, yarım kalan “BABAM” kelimesiymiş…
Babalar Günü
Sonuna kadar okuyun
Herkes adaletten, eşitlikten ve vicdandan söz eder. Ancak bu değerleri dilde taşımak kolay, karakterde yaşatmak zordur. Asıl erdem; savunduğun ilkeleri yalnızca çıkarına uyduğunda değil, bedel ödemeyi gerektirdiğinde de koruyabilmektir. Bugün gelinen noktada ise bu tablo daha da belirgin hâle geliyor. İnsanlar adaleti çoğu zaman kendileri için, eşitliği kendi çevreleri için isterken; vicdan, günlük çıkar hesaplarının gölgesinde kalabiliyor. Narsizmin ve manipülasyonun giderek daha görünür olduğu bir ortamda, samimiyet ve ahlaki tutarlılık değer kaybediyor. Oysa bir toplumun gerçek gücü, yüksek sesle söylenen sloganlarda değil; bireylerin karakterinde taşıdığı adalet, vicdan ve insanlık duygusunda saklıdır. Çünkü adalet konuşulduğunda değil uygulandığında, vicdan anlatıldığında değil yaşatıldığında anlam kazanır. Bugün eksikliğini hissettiğimiz şey de tam olarak budur.
İnsan ve Hayat
Reklam
Reklam