Her insan , kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder . Az yada çok , ama mutlaka bir bedel . Kimse bedelsiz kendi olamaz . Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır .
Hayatı hoş kılan şeyler, kolay bulunamayan ama hiç de pahalı olmayan şeylerdir.
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hayat bu kadar güzelmiş demek! İnsan, hayatının son deminde de aşık olur, mutlu olurmuş demek?..
Sayfa 325 - ELİPS KİTAP·Kitabı okuyor
"...seni sevmek ve senin tarafından sevilmek için koşar gelirim."
Sayfa 324 - ELİPS KİTAP·Kitabı okuyor
Bu dünyada hiçbir şey bedava değil. Her şeyin bir bedeli var; iyiliğin de, kötülüğün de. Er ya da geç ödetirler adama. Hele iyiliği... daha pahalıya.
Sayfa 14 - JAGUAR·Kitabı okuyor
Edebiyat
Peki kötücül ve yırtıcı özeleştiri -Freud'a göre- nasıl en büyük hazzımız haline geldi? Nasıl oldu da birer nesne konumunda olduğumuz, yargılama ve sansürün nesneleri olduğumuz bu tablodan bu denli zevk alır olduk? Affetmeyen, amansız özeleştiriye, sınırlandırılma ve eksilmeye duyulan bu heves nedir böyle? Freud'un buna yanıtı ayartıcı ölçüde basittir: Sevgiyi kaybetmekten korkarız. ... Çocuk anne babasına, "Sevginiz ve korumanız karşılığında mümkün mertebe olmamı gereksindiğiniz kişi olacağım," der. ... Güvenlik arzuya tercih edilir; arzu güvenlik kaygısına kurban gider. Ancak bu sözümona güvenlik -en azından Freud'un bakış açısına göre- karşılığında epey ağır bir bedel getirir: fiilen bir nesneye dönüştürülme ve nesne gibi muamele edilme bedelini. Bu durum, aşırı derecede eleştirel ve kınayan gözlerle incelemeye tabi tutulması gereken yaratıklar olduğumuzun bize hissettirilmesine bağlıdır. ... Açıkça görülüyor ki, bu rejimin düşünmemize izin vermediği şey, yasak olmayan hazlarla da tıka basa dolu olduğumuz ve onlardan da ilham aldığımızdır; ya da ahlaki ideallerimizin yasaklar haricinde bir şeyler olabileceği ( 19. yüzyıl felsefecilerinden Henry Sidgwick'in The Methods of Ethics [Etiğin Yöntemleri] kitabında ortaya koyduğu gibi, *ahlaki idealin zorunlu değil de cazip olarak sunulmasını pek kolay tasavvur edemeyiz*). Tıpkı aşıri korunan çocuğun, bu kadar korumaya ihtiyacı olduğuna göre, dünyanın çok tehlikeli bir yer ve kendisinin de çok zayıf biri olduğuna inanması (ve anne babasının da onu tüm bunlardan koruyabildiğine göre çok güçlü olduklarinı düşünmesi) gibi, tüm bu sansür ve yargılama da bizi korkutarak, aslında tamamen antisosyal ve hatta hem kendimiz hem de başkaları için tehlikeli olduğumuza inandırmıştır. Bu debdebeli saçmalık doğruymuş gibi
Sayfa 95·Kitabı okuyor