Bediüzzaman Said Nursî'nin Birinci Millet Meclisinde beyan ettiği gibi, "Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır.." Risale-i Nur Hakkında verilen Bir Konferans
Tüm güzellikler dürüst yaşamaktadır Yalan zeka işidir, dürüstlük cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme, cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene. Victor hugo Göletle deniz arasında yükselen Hacıahmet tepesi mükemmel bir manzara seyir noktası bu yükseklikten nereye baksa suyun mavi yüzeyine rastlıyor insan Atlas dergi sayı 68 kasım 1998 Cennet ucuz cehennem lüzumsuz diyor Bediüzzaman hz leri evet victor hugonun dediği gibi yalan zekâ işidir farz hallerin dışında Cenabı Hak yalanı şiddetle yasaklıyor ve yalan söyleyenden daha zalim kim vardır buyuruyor insan yaşadığı şehri ülkeyi bir ibadet yeri bilirse hem doğanın hem evinin kıymetini bilir asıl ibadet mescitlerden çıktıktan sonra başlar gününü ibadet bilen vaktini ihya eder Atlas dergisi ege bölgesini şöyle tarif ediyor bu bölgede yükselen tepeler eşsiz bir manzara oluşturur pek çok verimli ve bereketli arazilere sahip olan ege bölgesinde nereye bakarsanız bakın insan suyun sesini işitecektir o mavi suyun sesini dinlemek insan için ne büyük bir keyif ve bozcaadanın yüksek bir tepesine çıkıp güneşin batışını seyre dalmak hayata anlam ve mana katan en güzel lezzetlerden birisi evet dürüst yaşayalımki o doğanın manzarasını seyredelim victor hugonun dediği gibi cesur ol dürüst olmayı deneki yaşamın güzelliklerini farkedebilesin helal dairesi geniştir tüm güzellik oradadır es-selam
Duygu ve Düşünce

y 〃

@suuride_
·
" Yalan zekâ işidir, dürüstlük ise cesaret. Eğer zekân yetmiyorsa yalan söyleme. Cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene " Victor Hugo
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ÎTİKADÎ MESELELERDE OBJEKTİF OLMAK, TUZAKTIR!..
Blain Brown'un Sinematografi isimli eserini bir dostumun tavsiyesiyle okumuştum. Teknik kısımlarını anladığımı söyleyemem. Ancak teorik kısımları hakikaten öğreticiydi. Mesela şu dediği hep aklımdadır. (Elbette mânâca naklediyorum:) "Eğer kuralları değiştirmek istiyorsan öncelikle o kuralların niçin konulduğunu öğrenmelisin." Neden böyle söylüyordu Brown? Çünkü kuralların konuluş hikmetini-faydasını bilmeden yapılacak değişiklikler "geliştirme" değil "bozma" olurdu. Sinema gibi yenilikçiliğe meyyal bir meslek kolunda olsanız bile, bir kuralı "ne işe yaradığını bilmeden" değiştirmeye kalkarsanız, faydadan çok zarar getirirdiniz. Geleneğin üzerinde yükseldiği tecrübeyi anlamaya çalışmak bu nedenle çok önemliydi. Eline her kamera geçiren sinemayı baştan yazamazdı. Yoksa rezil olurdu. Kon-Tiki de birçok eleştiri yapar bu açıdan modern bilimcilere. Thor Heyerdahl'ın Peru'dan Polinezya kıyılarına bir salla yolcuğulunu anlatan Kon-Tiki, filmindeki maceracılığın aksine, aslında bilimin tecrübeyle gelen bilgiye karşı körleşmesini irdeler. Kitap boyunca Heyerdahl'ın en çok kafayı taktığı konulardan birisi budur. Bilimciler kafalarının içindeki "olurluk-olmazlık" içinde öyle boğulmuşlardı ki sahada nelerin başarılıp-başarılamayacağını koltuklarından kalkmadan tâyin etmeye çalışırlar. Halbuki insanlığın binlerce yıllık tecrübesi de epeyce bir sınanmışlık içermektedir. Kulak verilmesi gerekir. Kendisi kulak verir. Başarır. Kitaptaki misallerden birisi, yanlış hatırlamıyorsam, kutup bölgesinde seyahat eden kâşifin başına gelenlerdir. Yerlilerin fermuar türünden şeyleri kemikten yapmalarını cahillikten sanan kâşifimiz çadırına döndüğünde kötü bir sürprizle karşılaşır: **Metalden yaptığı hiçbir şey açılmamaktır. Hepsi soğuktan kenetlenmiştir. Yolculuğunda büyük
Edebiyat Üslup
📕 "Semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. .... Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın mânâları var." "İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal yıldız Bayrağı) teâli edecek. Eski şevketini bulacak, İnşaallahü Teâla!.." (Bediüzzaman)
" duru olanı al bulanık olanı bırak."
Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur." ~ Bediüzzaman Said Nursi