O grupla bir gurup vakti karşılaşmıştım. Bir ormanın içinde bir falezin kıyısında... Birbirlerine kur yapan aşık kuşları, ağaçları, kayaları, topraktaki solucanları ve havayı dinledim. Güneşe bakıyordum. O da bana bakıyordu. Batıyordu ama kaybetmemişti dahası kazanmak gibi bir derdi de yoktu. Onun için bu ne bir savaştı ne de bir olaydı. Sadece öylesine oradaydı ve olması gerektiği gibi vardı. Düşündüm ki eğer bir gerçek varsa bu güneşti. Eğer insanlar gerçeği arıyor olsalardı ilk önce görecekleri şey zamandı. Bütün göreceklerimiz buradaydı gerçekliğin en saf haliyle. Bana ikram etmiş oldukları çaydan bir yudum aldım. Sonra da görüyor olduğum bu gerçekliğin silinip gitmesi için gözlerimi açtım. Sabırsızlıkla bana sormuş oldukları sorunun cevabını bekleyen gruba dönüp anlatmaya başladım zamanın gerisinde kalanın hikayesini. Tıpkı sizler gibi bu grubun da bana sordukları tek soru bu oldu.
Neden peki?