Birkaç defa gözlerini kırpıştırdı. Birkaç defa daha... "Ezberlediği bu çizgileri inatla izlemesinin yeterince saçma olduğuna karar vermiş olmalı." diye düşündü hayatının yarısından fazlasını çoktan yaşamış olan adam düşürdüğü dosyaları yerden toplamaya çalışırken. Bunca çabasına rağmen hiçbir şey elde edemeden gitmesi ve bu seferlik bunu istemiyor oluşu yakıyordu canını ama bunca zaman umrunda olmadığı yaşamını neden şimdi umursayacaktı ki? Diğerini istese ya da onu, bunu, şunu. Ne fark edecekti ki? Sadece kendisiyle çelişmiş olmayacak mıydı? Ne şimdi ne de gelecekte hiçbir istek gerçekleşmesindi. Bu istek kendisinden gelmiş olsa dahi. Anlamı olmayan onca şeyi elde etmesinin ne anlamı vardı? Başı göğe mi erecekti sanki. Diyelim ki çok parası olsaydı. Bir şekilde bulmuş olsaydı. Hani olmazdı ya ama bu saçma şeyi düşünmekten ne çıkardı canım? Hele bir kendisini vererek düşünecek olsaydı. Bir de bolca zamanı olsaydı. Ne güzel şeyler bulurdu. Gözleri dolmuştu. Bir parçası hâlâ neden diye isyan etmek istiyordu. Neden onca dileğinden bunu seçmişti tanrı. Belki inancı sağlam değildi. Yine de bunca yıl ondan istediklerinin tek birini gerçekleştirmemiş tanrı neden bu isteğini seçmişti. “Haksızlık… Haksızlık bu.” Önce bir fısıltı hâlinde dudaklarından dökülen bu kelimeler zamanla güç kazanıyorlardı. Her şeye rağmen, tanrıya rağmen güç kazanıyorlardı bu basit sözcükler. Haykırmak istiyordu bütün zihinlere. “ Onca zaman…” diyordu. “Onca zaman kimse fark etmedi benim yalnızlığımı. Kimse anlamak istemedi beni. En yakınımdakiler bile yanlarından geçip giderken görmediler.”. Artık önünü göremiyordu. Beton kaldırımlara bakmak için başını öne eğdi. Yerdeki şekillerin hepsi bulanıktı. Bacaklarındaki titremeleri hissediyordu. Daha fazla dayanamayacaklarını da. Biraz önce görmüş olduğu
Düşünüyorum, bütün canlı mahlûklar, her nevi hayvan, hatta karıncalar, tehlike ânında en emin vaziyetin ne olduğunu kendi kendilerine buluyorlar. Psikolojik vakıaların en bariz tecellisi benim için bu. Şuurumun en alt katına yerleşen kanaat budur.