• Biz de bir kere sevinebilseydik.
    Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de deliler gibi seviniriz,
    Ağaçları ve baharı taklit ederiz
    Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
    Renkli ampuller asarız pencerelerden
    Kim bilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
    Ağaçlar gibi.
  • Bir martı gelir konar direğe
    Atılan Kolyos`u havada yutar.
    Bir başkasını beklemez gider.
    Balıkcı gülümser tatlı tatlı
    Adı Marika dır bu martı`nın der,
    Her zaman böyle gelir, böyle gider.

    Bedri Rahmi Eyüpoğlu
  • Biz de bir kere sevinebilseydik.
    Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de deliler gibi seviniriz,
    Ağaçları ve baharı taklit ederiz
    Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
    Renkli ampuller asarız pencerelerden
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
    Ağaçlar gibi.
  • Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
    Rabbim ne güzel çıldırır.
    Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
    Sevincinden titreyerek.
    Yılda bir kere kendini verir toprak
    Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
    Rabbim ne güzel yarılır.
  • 484 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Evde denk geldim. 2011 senesinde vefat eden babam bu kitabı bana 2006'da olur da okurum diye almış. Kapağının arkasına candan sözler not etmiş. Detayına inmeyeceğim. Peşinen söyleyeyim, kitaba taraflı başladım.
    Bedri Rahmi Eyüpoğlu, aynı zamanda ressam. Bu yüzden şairlik sanki doğasının bir gereğiymiş gibi yazıyor. Betimlemeleri öyle güçlü ki, renklerin kokularını biliyor. Toprağa, göğe, denize saplantılı tutkuları var; insanlara olan tutkusu ise ikinci planda. Sanki insanları da topraktan ötürü seviyor. İnsan sevgisi ihtiraslı değil, şefkatli. Görenin görmeyene, bilenin bilmeyene duyduğu beklentisiz bir şefkat bu. Misafirliğe gitmiş bir hayvansever gibi, evin kedisi konumunda olan biz insanlarla, aralıksız, hevesle ve sıkılmadan oynuyor adeta. Ne bu eve kediyi görmek için gelmiş, ne bu dünyaya insanları. Ama nasıl bir sürpriz olmuş olsa gerek onun kafa yapısındaki biri için, nasıl bir lütuf.
    Bu adam bir dahi, arkadaşlar. Uçarı kaçarı yok bunun. Böyle tarihlerarası yaşayan insanlar var. Bütün insanlık tarihini aynı yaşamda hissedebilen şanslı, yetenekli, narin böylesi ruhlar aslında hep aramızdalar. Ne mutlu bize ki, bazen bu çizgideki insanlar içinden, nadir çevrilen bir piyango sonucu kendilerini ifade edebilenler de doğuyor. Yayımlanmamış şiirlerine ayrılan kısımda bile vuruculuğu yakalayabilen Bay Bedri, kesinkes bu istisnalardan biri.
    Aklım almıyor, bir sanatçı ki milliyetçi olsun, kültüründen utanmasın, vatanseverliğini şefkatle pekiştirip önümüze sunsun ve günümüzde ayrıştırıcı hale gelmiş o zamane canavarını öylesine farklı bir çerçeveden görelim ki, gözlerimiz dolsun. Gözlerimiz!
    Aklım almıyor, bir sanatçı ki düşünün, cehalete tuttuğu aynanın açısını o denli denk getirsin ki yansımada suç değil, nefret değil, öfke, töre, çürüme, aşağılık kompleksi değil de safi saflık görelim! Hiçbir art niyete gebe kalmamış katıksız bir saflık!
    Anlayamıyorum, anlatmaya da dilim varmıyor!
    Bir sanatçı düşünün, kaleminden pastoral güzellemeler akan ve bunlarla size her türlü duyguyu yaşatabilen! İncir yapraklarını okurken sizi kahredecek, beyaz gülleri okurken korkutacak; elma kabuklarıyla güldürüp servilerle ağlatacak bir sanatçı düşünün, kolay değil.
    Böyle bir kişilikle karşı karşıya gelişimiz ömür boyu kaç kere olur? Bazen şiirlerin arasında aldatmaya, çokeşliliğe dair şeyler gördüm. Üç dize okudum, hak verdim. Hayat hikayesine ve aşklarına da baktım ve dedim, ana sütü gibi tertemiz olsun sevgin, hakkındır. Kulağa cinsiyetçi gelen yerler oldu mesela, irdeledim, övüyor. Bunları açmayacağım, okursanız görürsünüz. Hem tartışmaya açık konular olduklarından buraya dahil etmem ne kadar mantıklı olur zaten? Şu noktaya değinmek istiyorum ama. Bu örnekleri sadece modern ahlak anlayışında bize tuhaf ve demode gelen şeyleri anlatırken bile sanatçının yazılarında hüsnüniyet olduğunu belirtmek için verdim. Bu kısımlar yok denecek kadar az. Okusanız belki, benden daha farklı bir açıdan bakıp fark bile etmeyebilirsiniz. Benim nezdimde bu insan soykırım yapsa üstüne tek bir günah yapıştıramayız.
    Okuyun. Okutun. Kişisel olacak şimdi yazacağım kısım ama ülkecek içinde bulunduğumuz atmosfer ortada. Bu atmosferde sanatın ezilmiş ve sindirilmiş konumu ortada ve bu hali hazırda elimizden akıp gitmekte olan sınırlı sanatta naifliğe, gerçekten görmeye ve şefkate karşı azalan ilgi de ortada. Saflık bizi elimizden kaçırdığımız bir uçurtma gibi ivme kazana kazana terk ediyor. İyinin anlamını evirdik çevirdik, "iyi" diye tamahkarlık ettiklerimiz boğucu bir sis oldu. Ne önümüzü görebiliyoruz, ne nefes alabiliyoruz. Hayali düşmanlara bıçak sallarken birbirimize vurur olduk. Sevginin yerini alaycılık, irdeleyişin yerini yalapşap hükümler alıyor. Vakurluk ve hoşgörü bizi terk ediyor. İhtiyacımız olan şeyler var. İmaların güzelliğine olan kavrayışı diriltmeliyiz. Söylenmeyenin uhreviliğini tekrar hissetmemiz lazım. Dakikada 500 tane espri ya da her saniyesi dram olan, duyularımızı her yönden her an durmaksızın harekete geçiren ve bunun bedeli olarak da bizi duyarsızlaştıran abur cubur sanat anlayışı olsa olsa toplum mühendisliğidir. Kimin yaptığının ne önemi var? Damarlarımıza tüm kanallardan pompalanan içi boş değerlerin beraberinde getirdiği yıkıcı şevk, elimize aldığımız herhangi bir gazetenin bize verdiği içi boş gurur ya da öfke, atalet, kıskançlık her neyse...
    Narinliğimizi, sadeliğimizi, kendi kendimize yetmesek de yetinişimizi, empati duyma kudretini yitirdik.
    Bu yüzden, bu kitabı okuyun. Varoş mahallelerin arasında bir bank bulun, köpekler gibi soğuktan titreyerek okuyun.
    Uykusuz kalın, kafanızı kurcalayan tilkiler dayanamayıp gözlerini kapadıklarında siz dayanın; bilinç ve bilinçsizlik arasında raks ederken beyniniz, siz dansa katılmayın arkadaşlar ve okuyun.
    İlk başta kafasına girmeniz zaman alabilir, sıkıntı değil, 30 sayfa sonra içselleştirmeye başlarsınız, işte tam o anda başa dönün, tekrar okuyun. Hazmedin; üstüne düşünmeyin, hissedin.
    Belki abartıyorumdur, belki yazdıklarım sadece benim şahsıma münhasır bir etki olmuştur ve ben öylesine gaza gelmişimdir.
    Ama düşünsenize, küçük bir ihtimal de olsa, böyle bir damarı yakalama şansınız varsa, okumaya değmez mi?