400 yıl önce yazılmış dizelerin bugün bize hala bir şeyler söyleyebilmesi ne acayip, demiştim. O günden beri aklımdaydı başta Hamlet olmak üzere Shakespeare külliyatını daha önce okuduklarım da dahil olarak baştan bir hatmetmek. En klasikleri çok zaman önce okudum, okumadıklarımsa okuduklarımdan çok daha fazla. 400 yıl önce yazılmış şeyler bugün hala bunca geçerliyse, bana zamanında anladığımın ötesinde yeni bir şeyler söyleyecekleri de kesin diyerek, Hamlet ile başladım.
Öncelikle çok kişisel bir şey: Shakespeare’i okurken elimde olmadan Javier Marias’ın izini sürüyorum satırlarda. Neredeyse tüm eserlerinin isimlerini bir Shakespeare dizesinden seçen bu çok sevdiğim adam, Hamlet’te karşıma “acı bir başlangıç bu” cümlesi ile çıktı, görünce istemsiz gülümsedim.
Sabahattin Eyüboğlu son sözde ne güzel demiş: “Bir söz simyacısı, bir sanat simyacısı, bir insan sarrafı bu Shakespeare. Elini değdirdiği çamur altın oluveriyor, kullandığı her söz İngilizce olmaktan çıkıp Shakespeare’ceye dönüyor, bir başka, bir öte anlam yükleniyor.”
Zamanında okuduğumda bu lezzeti alamamıştım, besbelli ki ben de büyümüş, olgunlaşmışım, edebiyatla, dünyayla ilişkim dönüşmüş. Şimdi Hamlet’te hiç hatırlamadığım bir kara mizah, bir sürü ilave katman, deliliğin subjektifliğine dair bir dolu soru, iktidarın çalışma biçimlerine dair çokça ipucu buldum. Hayatımın bu noktasında Shakespeare’den öğreneceğim yeni çok şey var gibi. Heyecanlıyım.
“Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden.
Bir iş, bir eylem olma