Ömer Seyfettin’in “Başını Vermeyen Şehit” adlı hikâyesi, Osmanlı Devleti’nin Zigetvar civarındaki Grijgal Kalesi’nin savunmasını konu alan tarihi ve destansı bir öyküdür. Hikâye, Peçevi Tarihi’nde yer alan bir olaydan esinlenerek yazılmıştır. Osmanlı mücahitlerinden oluşan küçük bir birlik, kalabalık bir düşman ordusuna karşı kaleyi savunur. Savaşın en şiddetli anında, Deli Mehmet adlı bir derviş asker, birkaç düşmanı öldürdükten sonra bir düşman tarafından şehit edilir. Düşman, Deli Mehmet’in başını keser, ancak bu sırada inanılmaz bir olay yaşanır: Deli Mehmet’in bedeni ayağa kalkar, başını düşmanın elinden alır ve kaçar. Bu olağanüstü olaya yalnızca Grijgal Kalesi’nin kadısı Kuru Kadı tanık olur ve bu olayı destanlaştırır. Kuru Kadı, yaşadığı bu mucizevi olayın etkisinden kurtulamaz ve giderek aklını yitirir. Yıllar sonra, Zigetvar’ın fethi sırasında, Deli Hüsrev’in parçalanmış cesedinin yanında, kimliği belirsiz, yeşil cübbeli, ak sakallı bir şehidin bulunmasıyla hikâye gizemli bir şekilde sona erer. Bu şehidin, Grijgal’in eski “deli kadısı” Kuru Kadı olabileceği ima edilir.
“Başını Vermeyen Şehit”, Ömer Seyfettin’in Türk edebiyatındaki en etkileyici hikâyelerinden biridir. Hem tarihi hem de manevi bir derinlik sunarak, okuyuculara vatanseverlik ve kahramanlık duygularını aşılarken, Türk milletinin zor şartlarda gösterdiği mücadele azmini destansı bir şekilde aktarır. Hikâyenin olağanüstü unsurları, bazı okuyucular için tartışmalı olsa da (örneğin, çocukları “zombi” kavramına yöneltebileceği eleştirisi), genel olarak Türk edebiyatında vatanseverlik ve şehadet temalarını işleyen güçlü bir eserdir. Özellikle genç okuyucular için, tarih bilinci ve milli değerleri öğrenme açısından önemli bir kaynaktır.