Herkes benim çok güçlü olduğumu söylüyordu ama ben böyle düşünmüyordum. Başa çıkmak dışında seçeneğim yoktu sadece. Başa çıkabiliyor muydum ondan da emin değildim. Sürükleniyordum.
Anıların en güzel olanları da, kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir; en azından bendeki izlenim bu. Fakat bu hüznün de bir güzelliği var; hasta bir kalp, acılı ve yaralı olduğu zaman, anılarla hayat buluyor; gündüz sıcaktan yanmış, gelişmemiş zavallı bir çiçeği, akşamın serinliğinde düşen kırağı tanelerinin diriltmesi gibi.
İşte benim istediğim buydu. O olmasa ne yapardım diyeceğim biri. Ve birinin o olmasa ne yapardım diyeceği kişi olma isteği. Daha fazlası değil. Bir cümle güveni istiyordum.
Bizi kurcalamalarını istemiyordum. Anlamayacakları şeylere burunlarını sokmalarını ve sanki çok biliyormuş gibi davranmalarını istemiyordum. Hayatınıza bazen bir insan girer ve o insanın ne olursa olsun hiçbir zaman bitmeyeceğini bilirsiniz. Bu geçecek bir şey değildir. Derideki bir yara gibidir. İyileştiğini sanabilirsiniz. Hiç iz kalmayabilir ama bazı zamanlar, durup dururken ve her şey yolundayken oranızın ağrıdığını hissedersiniz. Havalar çok soğuduğunda belki. Hatırlarsınız sonra. Nasıl hissettirdiğini. O kadar büyük ve yoğun bir şey hissettiğinizde bu bir gün sona ermez. Başkalarını sevseniz bile, başkaları ile çok mutlu olsanız bile ya da onunla olmak istemeseniz bile. Sadece geçmez işte. Bir kere bulaşmıştır. Bir yanınız onunla olan kötü anıların çok farklı olabileceğini fark eder. Başka birisi gelir ve onunla kötü olan her şeyin iyi versiyonunu gösterir. Evet, dersiniz, yanlış olan oydu çünkü öyle olmasına, kötü olmasına gerek yoktu, başka bir seçenek vardı. Bambaşka bir yanınız da mutlu olduğunuz anlarda sadece bir saniye için düşünür, onunla bu anı yasayabilirdik miydik, ya şimdi burada o olsaydı, bu anı onunla paylaşsaydım diye... O kadar hızlı olur ki artık bunu ezberden yaptığınızı anlardınız. Çünkü o kadar büyük bir yara iyileşmez. Sadece, bazen nerede olduğunu unutursunuz.