7,5/10
-ölmeyecek kadar canlı ve yaşamayacak kadar ölüyüz
-palyatif toplum ilaçlar ya da medya yoluyla oluşan duyarsızlık sayesinde eleştiriye karşı bağışıklık kazanır
Acı… Aslında insanı insan yapan, olgunlaştıran, dönüştüren en temel duygu. Buna rağmen bugün acıdan kaçmayı başarıymış gibi gösteren bir sistemin içindeyiz. Sanki mutsuzluk hissetmek bir kusurmuş gibi… O yüzden herkes “mükemmel” görünmenin peşinde; gerekirse insani taraflarını, hatalarını, duygularını inkâr ederek bile.
Kitap tam da bu noktaya parmak basıyor. Acının yalnızca tıbbın konusu olmadığını, insan yaşamının merkezinde durduğunu hatırlatıyor. Günümüz insanı, “hiç acı çekmeyeyim” diye kendini sürekli uyuşturuyor; duygularını, bağlarını, hatta özgürlüğünü bırakıp konforun peşinde koşuyor. Ve ironik olan şu: “Özgür ol!” diye bağıran bir sistem tarafından yönlendiriliyoruz. Yani bize özgürlüğümüz bile dayatılıyor.
bir okuyucunun yorumu bence eksikliği çok iyi anlatıyor. şu şekilde ifade ettmişti @sheldon
"alt acı çekmek bir insanı daha üstün veya yüce yapmıyor. Acıların çocuğu olmak olgunlukta tavan yaptırmıyor. İnsanın yıllar boyunca acılar içinde yıpranıp parça parça eksilmesi onu ancak daha sefil ve acınası bir hale sokacaktır. Buradaki önemli nokta acıyı illa ki derinden ve her an yaşamak değil; acı kavramının varlığının farkında olmak, ondan köşe bucak korkarak kaçmak yerine ondan sakınmak ve onu hayatın bir parçası olarak algılayabilmek ve kabullenmek becerisi. "
"insanların kendini veya bir başkasını özellikle gelişim çağındaki çocukları sürekli hoş tutmaya çabalaması iyi niyetle cehenneme açılan kapıya doğru götürüyor. Sürekli bir hoş tutma hali çok tehlikeli. Bu çaba işe yaramadığı gibi anlık zevkler yaratmanın dışında sürekli tatmin olma eşiğini daha yukarı çıkararak insanları asla