Aslında, evliliğin eşlerin kişisel gelişim olanaklarını engellememesi gerekir. Ancak içinde yaşadığımız toplum yapısında bu, gerçekleştirilmesi oldukça güç bir durumdur. Çünkü toplum, genel olarak hala, evlilik içerisinde eşlerin bireyleşme çabalarını sürdürmelerini evlilik kurumuna karşı bir tehdit olarak algılamakta ve gerçeğin bunun tam karşıtı olduğunu değerlendirememektedir.
Gerçek yalnızlık her insanı korkutur. Buna karşılık, yalnız kalmaktan korkmak bir insandan diğ erine farklılık gösterir. Kimi insan için bir bozkırın sonsuzluğunu seyretmek bile ürkütücü duyguların yaşanmasına neden olurken, bir diğeri için doğa ile baş başa kalmak doyurucu bir yaşantıdır. Kimi insan mutlak bir sessizlikte paniğe kapılabildiği halde, bir diğerinde böyle bir durum dinlendirici bir etki yaratabilir. Bu farklılığ ın gerisindeki neden, yaşadığımız kültürden kaynaklanmaktadır.
Hepimizin içinde varolan «tembel»e de fırsat tanımalıyız, ama zamanını iyi seçerek! Bazı durumlarda ise eyleme geçmekten tümden vazgeçer, «Yapamam ki!», «Beceremem ki!» gibi gerekçeleri kullanırız. Oysa, bir şeyi denemeden beceremeyeceğ imizi nasıl bilebiliriz. Yenilgiyle yü zleşme korkusuna tutsak olmak ise daha bü yü k bir yenilgidir. Üstelik, «Yapamam ki!» gerekçesiyle gerçekleştirmekten kaçındığ ımız davranışların çoğ u aslında yapmak istediklerimizdir. Yapmak istemediklerimiz zaten aklımıza gelmez.
Psikolojik kökenli yorgunluk belirtileri, çocukluk yıllarında çevresinden gerekli desteği bulamamış ya da aşırı korunmuş olduğu için yetişkin yaşam için gerekli yetenekleri geliştirememiş insanlarda görülür. Bu kişilerin kendilerine güveni yoktur, diğer insanlarca olağan karşılanan zorlanmalar karşısında kendilerini yetersiz hissederler.