bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
“Ey hayatı eksiklik duygusuyla yaşayan ve hiç gelmeyecek baharı terennüm eden nazenin ruh, bırak kendinle uğraşmayı, senden yardım bekleyen bir dünya var dışarıda. Bir insana çare ol. Bir yurtsuza barınak ol. Kendi evine korkmadan yürü, kendi çocukluğuna kavuş. Şifa veren, seni erişkin hayatına yaralı bir ceylan olarak saldıysa, bu diğer yaralanmışları daha iyi anlayabilmen içindir. Onları iyileştir, onlarla iyileş. Bak hayat yine çağıldıyor dışarıda. Onunla ve onda derinleş. O kadar derinlere in ki, kaderin sana gülümsediğini gör. Kimseye kendi kalbinden öte bir yurt yok. Oraya cihanı sığdırabilirsen, ne mutlu sana!”
Şimdi açsam pencereyi beklesem,
Sen gelsen..
Olmaz ya;
Hani geliversen..
Hiç bir şey sormasan..
Hiç bir şey söylemesem..
Sussam..
Sussan..
Sussak..
Susuşların anlattığını dinlesek,
Sırt sırta otursak,
Katılasıya ağlasak,
Sormasak birbirimize sebebini..
Sarılsam..
Sarılsan..
Sarılsak..
Ve yine hiç bir şey konuşmasak,
Ama anlasak,
Ne vardı sahi,
Olmaz ya;
Hayal ya;
Hani diyorum olsa ne vardı…