Gülser Çelebi

Gülser Çelebi
@behrewane
Okur...anlar.. Ama yapamaz
Mutlaka okunmalı
Puan vermedi·560 syf.··
2026 53. kitabı
Son dönemde okuduğum Orta Doğu tarihi ile ilgili en temiz kitaptı. Asla bir kahramanlık destanı değil, asla bir ajite manifestosu değil, asla kendine ve halkına acıma değil.. İbrahim Nasrallah şiirlerinden bir kaç tanesini okuduğum ama roman türündeki bu eşsiz eseriyle ilk kez tanıştığım bir yazar. Dili tertemiz ki bu Arapçanın şiirsel formundan dolayı diye düşünüyorum. Çeviriyi yapan kıymetli hoca Mustafa İsmail Dönmez 'in yazarın anlatmak istediği duyguya zarar vermeden okuyucuyu yormayacak şekilde yaptığı çeviri başlıbaşına teşekkürü hak eden bir durum. Ne yazık ki bazı çevirmenler çeviri değil romanı yeniden yazma çabası içine giriyor ki kitaba eğreti duran bir giysi gibi sırıtıyor bu durum. Bu kitapta çevirmen yazarla yol almış.. Olaylar geri dönüşlerle merak uyandırıyor. Bazı bölümler yarıda kalmış gibi hissettirse de yaşananların kişiyi o sona neden getirdiğini anlıyorsunuz. Çok fazla insan var. Ama ilginç bir şekilde hiç birini unutmuyorsunuz. Bu da konunun anlatılma şeklinin başarısı ile ilgili diye düşünüyorum. Kitap Osmanlı'nın son yıllarında Filistin' de başlayan ve 1948 yılına kadar uzanan bir işgal öyküsü. Haklılığına inanan her zalimin yaptığı gibi önüne geleni kasıp kavuran bir yokediş var ki bazı sayfalarda hissettiğiniz rahatsızlık kitaba ara vermenize sebep oluyor. Dönemin kültüründe atın önemi ve yaşamı nasıl şekillendirdiği çok güzel anlatılmış. Atlara hayran olan benim için artık bambaşka bir anlamı var bu hayvanın. Aşkın nasıl yüceltildiğini de burun kemiğini sızlatarak anlatmış. Elbette savaşın karanlık yüzü insanların koyun gibi katledildiği, yapılan mahkemelerde yüzlerce insanın idam cezası alması. Ve bir annenin bunu radyo haberlerinden öğrenmesi.. Yaşanan zulüm yaklaşık yüzyıldır devam ediyor. Bütün dünya sadece izliyor. Acıyı ekranlardan
Beyaz Atlar Zamanıİbrahim Nasrallah · Bilgi Yayınevi · 202464 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cemil Kavukçu..
Puan vermedi·160 syf.··
2026 52. kitabı
Cemil Kavukçu'un otobiyografik eseri Angelacoma'nın Duvarları Kitap 60'lar dan balayıp 80'lerin ortalarına kadar geçen bir zamanda. Küçük bir kasabada ruhunun alabildiğine uzaklaşmak isteği ama bedeninin kalmak zorunda kaldığı için hayallerini sadece hayal eden bir insan hikayesi. Tabi İnegöl 'ün o yıllardaki köy ile ilçe arsında sıkışmış hangisi olacağına karar veremediği için kasabada kararkılan halindeki o el değmemiş hâl çok güzel. Cemil Kavukçu kendisi ve ailesi ile ilgili çok fazla detay vermemiş sadece yaşamında önemli yol ayrımlarını ve yaptığı tercihler ile değişen hayat yolculuğunun onu nerelere götürdüğünü hızlı, duygusal ve yalın bir dille anlatmış. Yaşadığı şehre benzemeyen insanlar o şehirde duvarları aşmak zorundadır. Cemil Kavukçu da Angelacoma'nın duvarlarını gencecik bir delikanlıyken nasıl aşmak isteğini anlatıyor. İçilen ilk sigara, gidilen ilk meyhane, yakalanacağım korkusuyla daha çekici hale gelen işlenen ilk günah.. Ve dostluklar o yılların dostluklarının sıcacık kokusu fırından çıkan ekmek kokusu gibi huzur veriyor. Bölümler zaman sapmalı ve bazı yerler iç içe geçmiş gibi ama bu durum sizi rahatsız etmiyor. Bir kronoloji yazmamış çünkü, kalbinde ruhunda kalanları anlatmak istemiş.. Ve iyi de yapmış. Annesi,kitap boyunca annesinin her şartta oğluna olan desteğine hayran oldum. Yıllar sonra bulunan el işi kırlent en çok etkilendiğim oldu. Eğitim sisteminin o yıllardaki durumu da ayrıca ilginç. Pes etmeyen bir ruh ve bunu güzelliklerini anlatan bir kalemle buluşmak isteyenler için keyifli okumalar. Not: çokça kitap önerisi ve ressam önerisi var. Listeme eklendi. Erkin Koray'ın sesini de kulaklarınızda uzun süre duyacaksınız..
Angelacoma'nın DuvarlarıCemil Kavukçu · Can Yayınları · 202435 okunma
Sezgin Kaymaz
Puan vermedi·304 syf.··
2026 51. kitabı
Kitaba başlıyorsunuz efenim sonra bir film izler gibi akıyor gidiyor sayfalar hem bu kadar hızlı hem bu kadar yavaş ilerleyen ve okuyucuya "hadi ama ne olacaksa olsun" dedirten. Ama bir taraftan da bitmesini istemediği bir serüven sürükleyen çok az kitap vardır. Denklem bu yani (okuyanlar anladı ) Kitap Uzunharmanlar'da ev kiralayan Musa'nın kiraladığı evin esrarengiz sesleriyle yüzleşmesi ile başlıyor. Musa durur mu düşüyor işin peşine.. Sonrası olaylar olaylar olaylar.. İlk kez Sezgin Kaymaz okumuş biri olarak gerçeküstü kitapları sevdiğime bir kere daha karar verdim. Kitap sizi hafif hafif ürpertse de çoğu yerde kahkaha atarak okuyorsunuz. Olaylar arasında bazen kopukluklar, tutarsızlılar hafif hafif canınızı sıkıyor ama bunların sebebini kitabın sonunda mutlaka öğreniyorsunuz. Yazarın dili bu kitapta (Çünkü diğerlerini bilmiyorum kıyaslayamam) hınzır bir oğlan çocuğu kapıdan bakıvermiş de kaçmış gibi. İzlediğim, dinlediğim Sezgin Kaymaz'ın kişilik özelliğinin de bu yönde olduğunu düşünüyorum ki diline yansıması çok tatlı olmuş. Musa ve Leyla'nın dialogları o kadar samimi ve eğlenceli ki gidip ikisine de "gelin lan buraya sıpalar" diyesiniz geliyor. Öyle bir şefkat doluyor kalbinize. Karakterler İstanbul insanının yansıması Kirkor bey'den dindar komşu teyzeye, polis emeklisinden,konsimatris bir kadına oldukça kozmopolit bir yelpaze. Dili çok akıcı ve edebi olacağım kaygısından uzak ki yazar yine okuduğum makalelerde bu kaygıyı duymadığını belirtiyor. Çünkü gerçek hayatta kimse "anneciğim bir bardak su alabilir miyim?" demiyor. "anne suuu" demek yeterli. Kitabın bu kadar iyi gelmesinin bir nedeni de bu. Alt kat komşunuz nasıl geğiriyorsa kitaptaki karakterde öyle insan. Kitap boyunca Musa'nın kusma hissini bizzat onunla yaşıyorsunuz. Ki okurken maden suyu içmişliğim
Alıntı
Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz MisafirSezgin Kaymaz · İletişim Yayınları · 20222,310 okunma
Bir İntihar Çok Ölüm
Puan vermedi·255 syf.··
2026 45. kitabı
Yazarın okuduğum ikinci kitabı ilk kitabı BENİM RÜYALARIM HEP ÇIKAR Adlı kitabıydı ki okuduğum hüzünlü öyküler arasında ilk sıralardadır. Esra Kahya içimizden tam içimizden geçen hikayeleri o kadar duru ve sizi içine alacak şekilde anlatıyor ki.. Öykülerini uzun süre unutamıyorsunuz mesela.. Bir İntihar Çok Ölüm romanında ise kurgusu ile daha ilk sayfalardan itibaren sizi içine alıyor ve bir sonraki bölümde neler olacağını merak ederken içinde olduğunuz bölümün hüznü ve insana dair yaşanan tüm duyguların sizi sarmalayan yanını da bırakmak istemiyorsunuz. Geçmişe dönüşler çok yerli yerinde.. Yetişkin bir insanın annesine ait bir kokuyu içine çektiği zaman karakterin bir anda o sevgiye aç çocuğa dönüşmesi hissedilir derecede gerçek. Romana dahil olan karakterlerin hepsinin hikayesinin olması ve bu hikayelerden sizin "süpriz sonlu" olarak bir anda haberdar olmanız okurun ilgisini hep diri tutan diğer bir özelliği. Konusuna gelince iki çocuk ve büyümek zorunda kaldıkları anne ve baba dörtgenini ve aile olmanın aynı soyadını taşımak olmadığını burnunuzun direğindeki sızıyı göndere çekerek anlatıyor. Aynı evin içinde yapayalnız kalmış iki yetişkin ve bu yetişkinlerin kendi yaşamlarının kırgınlıklarının acılarının ve iyileşememelerinin yarattığı yıkılmışlığa tanıklık ederken yara bere içinde kalan iki çocuk. Sırtımızda taşıdığımız kamburun sadece kan dolaşımı ile bedenimizde taşıdığımız bir yük olmadığını, herkesin o veya bu şekilde sırtında küfe küfe bir Kambur taşıdığı gerçeği ile bir kere daha yüzleşiyorsunuz. Aşkın sadece yasal olarak belirlenen yetişkinlik çağında karşınıza çıkmayacağını ve belki de küçük bir çocuğun hissettiği AŞK'ın daha tanrısal bir gücü olduğunu bir kere daha hatırlyacağınız bir eser. Evlilik gibi bir kurumun asla zorla yapılmayacağını ve
YaKebikeçOkumaGrubu
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026489 okunma
Polonya'da Bir Kuş Var
Puan vermedi·224 syf.··
2026 26. kitabı
İkinci dünya savaşını anlatan Romain Gary'nin yayınlanan ve üzerine Sartre'nin yazı yazdığı. Bir çok direniş hareketi için destan niteliğinde olan bir eser bitirdimaz önce. Bu kitabı okuduktan sonra yazarların kitaplarını kronolojik olarak okumanın okurda daha net duygular uyandıracağına karar verdim. Çünkü "Onca Yoksulluk Varken" ya da "Kadının Işığı" kitaplarını önce okuduğum için Romain Gary kaleminin zamanla çok daha muazzam hale geldiğini söyleyebilirim. Kitap Polonya'da işgal sırasında babası tarafından bir sığınağa bırakılan on dört yaşında bir çocuğun daha sonra partizanlara katılmasını konu alıyor. Ormanın içinde saklanan partizanların yarına umutla bakan ve kimi zaman ruhlarını karartan karanlık bir umutsuzluk içinde yaşadıkları davalarına olan inaç sorgulamaları üzerine kurulu. Kimi sayfalarda esrpili bir yaklaşımla o atmosferi hafifletmeye çalışsa da kitap savaşın halklar üzerindeki etkisini en gerçek ve acımasız yönleriyle size sunuyor. Her savaş meydanının kıyamet senaryosu olduğunu herkesin aynı halkı kurtarmak için mücadele ettiğini ama mücadelede seçilen yolun hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunun kararını okuyucuya bırakan eşsiz yazar Romain Gary sonunda "insan varolmasaydı umutsuzluk olmayacaktı" cümlesiyle kaybedilen zaferin umutsuzlukla geldiğini anlatıyor. Kitabı okurken son dönemde izlediğim "jojo rabbit" filminin bazı sahnelerinin kitaptan alındığı hissine kapıldım. Savaşın en kirli politikasının kadın üzerinden yürütüldüğü gerçeği de yine kalbimi acıtan taraf oldu. Savaşta, zalime benzemenin de kaçınılmaz olduğunu çok güzel anlatmış. Kitapta partizanın anlattığı hikayelerde kullandığı metaforlar dönemin savaşının zihniyetsizliğini sizlere çok temiz sunuyor. Yani bir savaş görmüş ve o savaşta pilotluk yapmış bir yazar bize diyor
YaKebikeçOkumaGrubu
Polonya'da Bir Kuş VarRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2023385 okunma