Hata bizde. Reklam ve dizilerde figüranlık yapması gereken 12 adamı dünya kupasına gönderip maç kazanmasını bekledik. Neymiş efendim üstlerinde çok baskı olmuşmuş.. Lan biz asgari ücretle geçinmeye çalışan insanlarız baskının ağa babası bizim sırtımızda
"Farklı limanlarda İçimizde sancıyla Bekledik yenilmeyi Direnmedik"
Müzik
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dikkat Refakat Anısı İçerir. Okuyun Derim :D
Dün bir tanıdığıma refakat etmek için hastaneye gittim. Ciddi anlamda çok ağır bir operasyon geçirmişti. Servise 10 gün sonra yoğun bakımdan çıktığı ilk gün olduğu için çıtırdan contayı yakmıştı. Refakatçi olarak adamın karısı ve ben vardım. O mistik konuşmaları aklımda kaldıkça derledim. Ben baya güldüm refakat ederken, umarım sizde okurken gülersiniz :D E: Hasta olan Erkek K: Hastanın Karısı kişilerimiz bunlar :D 1) E) Yoğun bakım önünde ki köpekler neydi öyle? K) Gördün mü? E) Yok görmedim, sesinden biliyorum. :D 2) Ben adamın kızına WhatsApp dan fotoğraf video çekerken, çektiğimi fark etti ve şunu dedi: Donlu fotomu nerde paylaşcan? :D (OnlyFans açacam amca sana diyemedim, desem de anlamaz gerçi :D) 3) E) balgam çıkardı yuttu K) biz onu çıkar diye başında bekledik deli misin sen? E) Tamam vereyim sana bir tane balgam :D 4) Gece saat 3-4 suları karısına sesleniyor E) Pet şişe ver bana onu yicem :D K) Mehmet sen kafayı mı yedin pet şişeyi niye yiyon :D 5) Gecenin bir saatinde aniden kalkıp, yatağın ucunda ki ipi tutup kendini kaldırmaya çalıştı. K) Yattığı koltuktan kalkıp adamın elinde ki ipi aldı attı dedi ki Velet çocuk gibi oldun aynı ayyhhh ayyhhh :D Bi daha ameliyat mı olmak istiyorsun, olmak istiyorsan söyle ona göre davranayım :D 6) Saat 4:29 hastamız gözlerini belerterek bi çay demle dedi K) sabah olsun öyle kadın hiç gözlerini belertme gorkmuyom :D 7) K) Gözünü yum da uyu galbin dinlensin (sanki uyuyunca kalp çalışmıyor) :D 8) K:Söz dinleme gör sen
1000Kitap
Gel diyemediklerimizin, gelmesini bekledik hep. Oysa unuttuğumuz bir şey vardı; Masal dünyasında yaşamıyorduk biz...
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
hep olmayı değilde olmasını bekledik halbuki olacaksın ki olucak.. böyle.. olursan hayırlar da sana öyle verilir yoksa hiçbir şey beleşe değildir..