Başlıkta da ifade ettiğim gibi, keşke bitmeseydi dedirtecek bir kitap.. Kitabın ilk bölümünde baş karakter Selim'in kibrinden siz de rahatsız oluyorsunuz. Etrafındakileri küçümseyen, kendini beğenmiş bir adam Selim. Fazla kibirli ama ayrıca hakkaniyetli biri. Mesela herhangi bir işçisiyle ayak üstü konuşmayı kendisine yapılmış saygısızlık olarak kabul ederken işçilerine emeklerinin tüm karşılığını fazlasıyla ödeme konusunda da titiz biri. Bu yüzden tam anlamıyla nefret edemiyorsunuz ondan.
Annesiz, babasız, arkadaşsız kısacası yalnız bir genç. Yalnızlığı yüzünden var gücüyle, hırsla işine sarılmış. Yalnızlığı hem avantajı hem zayıf noktası. Zayıf noktasından düşüyor tuzağa ve iflas ediyor. Onun iflasının acısını gerçekten içimde hissettim. Sanki Selim, odasında bir başına acı çekerken her şeyini kaybetmesinin acısını ben de duydum. Bu kısmın başarılı tahlil edildiğini düşünüyorum.
İkinci bölümde ise Selim'in iflasının acısı ve utancıyla izini kaybettirişini, onu tanıyanlardan uzaklaşışını okuyoruz. Ama yağmurdan kaçarken doluya tutuldu diyebiliriz. Bu bölümde hayat şartlarının ve psikolojisinin giderek nasıl çöktüğüne şahit oluyoruz.
Üçüncü bölümde ise Hüseyin Kaptan giriyor hayatına. Özlediği baba şefkatini buluyor onda Selim. Hüseyin Kaptan karakteri gerçekten başarılı bir balıkçı tiplemesi olmuş. Ve Hümeyra, her nasip vaktinin esiridir dedirten bir karakter. Selim'i umutsuzca seven. Onun tarafından umutsuzca sevilen. Birbirini bekleyen, arayan ama bulamayan iki aşık. Onları okumaktan çok zevk aldım. Gerçekten aşklar böyle olsa dedirten bir aşk onlarınki.
Kitaptaki karakterler o kadar hayatın içinden ve ben buradayım dedirtiyor ki onlar gerçek hayatta varmış gibi hissediyorsunuz. Hatta onlara alışıyor acaba daha sonra ne yaşadılar diye merak
"...insanın dua ederken aslında en büyük hatayı gayretinin, çabasının karşılığını istemekle ettiğini düşünüyordu. Oysa insan ne istiyorsa Rabbinin lütfundan istemeliydi. Aciz bir kulun çabası veya emeğinin, O'nun lütfunun yanında ne gibi bir hükmü olabilirdi?"